Van Doğu’da turizmin başkenti olmaya aday. Urartu uygarlığının başkenti oluşu, gölü, kedisi, çok özel mutfağı, kahvaltı salonları, konuksever halkı ile yerli-yabancı gezginlerin aradığı birçok şey var Van’da. Türkiye’nin Doğusunun incisi diye boşuna dememişler Van’a. Neredeyse deniz büyüklüğünde olan ve Vanlıların da gölden çok deniz diye tanımladıkları Van Gölü’nün kıyısında binlerce yıllık bir uygarlığın üzerinde gelişmiş bir kent olması, bugünkü Van’ı her yönüyle çekici kılıyor. İran sınırında ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunması, Van’ı her devirde ekonomik açıdan canlı yapmaya yetmiş. Bugünkü Van, modern bir kent görüntüsünde. Geniş bulvarları, meydanları, iş merkezleri ile Van’a tatil ya da iş amacıyla gelmiş ziyaretçiler aradıkları her şeyi bulabilecekler. Doğu Anadolu’da yeşili pek görememiş, özlemiş olacaksınız. Ama Van’a gelince bu özlem büyük ölçüde giderilebiliyor. Üstelik ulaşım da kolay. İstanbul ve Ankara’dan her gün karşılıklı uçak seferiyle ulaşılabiliyor bu güzel kente. Van kent gezisine en az yarım gün ayırmalı. Sabah sıkı bir kahvaltının ardından yola çıkmalı. Otelinizde yapmayacaksanız eğer, çarşı içindeki kahvaltı salonlarından birine oturun. Manda sütünden kaymak, otlu peynir gibi her yerde bulamayacağınız tatları deneyin. Çok sayıda kahvaltı veren dükkan göreceksiniz. Van çarşısında kahvaltıcılar, çiçek balı, kaymak ve bölgeye has peynir çeşitleriyle masayı donatıyorlar. İştah açıcı bir görüntü ile başlıyor kahvaltıya ziyaretçiler. Van 1640 metre yüksekte ve havası oldukça temiz oksijen bol. Sıkı kahvaltı, gezi sırasında yormayacak, tam tersine güç katacak. Önce kent içinde dolaşmalı. Kent gezisinin durakları, Van Müzesi, Van Kalesi, Meherkapı ve Kedi Evi olacak. Van Kalesi’ni akşam üzerine bırakın deriz. Van Gölü üzerinden olağanüstü renk cümbüşü yaratarak batacak güneşi izleyerek günü keyifle noktalamış olacaksınız. İkinci ve üçüncü güne Van çevre gezisini koymalısınız. Çevre gezisi dedikse, çok uzaklara gitmek, saatlerce yol almak gerekmiyor. Gezinin bir bölümü Van Gölü üzerindeki adalara, kalanı da yakın yerleşimlere. Uzakları daha sonraki günlere bırakmalı. Kral Menua döneminde açılan 51 km. uzunluğundaki, bölgede tarımsal sulama amacıyla kullanılan Şamran Kanalı’nı mutlaka görmeli. Şamran Suyu denilen kanal Urartu mühendisliğinin harika bir örneğidir. Van Kalesi’nden çıkıp batı yönüne gidenler meyve bahçeleri arasından geçerek Edremit’e ulaşıyor. Kent merkezinden Gürpınar’a doğru gidip Başkale yolundaki Çavuştepe’yi de gezmeli. Burada aşağı tepedeki Tanrı İrmuşini’nin tapınağını görüyoruz.
Van İlinin Tarihi
Van Anadolu'nun en büyük kapalı havzası olan Van Gölü kıyısında toprakları verimli, akarsuları bol, iklim koşulları oldukça elverişli bir yerleşim merkezidir. Bu yüzden tarihin eski çağlarından beri birçok medeniyetin hakim olduğu bir yer olmuştur.
Arkeolojik araştırmalara göre Van ili yazılı tarih öncesi dönemleri M.Ö. 5000 - 3000 yılları Kalkolitik dönem başlarına kadar uzanmaktadır. M.Ö. 2000 yılında bu bölgede ilk olarak devlet kuranlar Hurrilerdir. Daha sonra Hurrilerin bölgedeki devamı olan yerli kavimler tarafından M.Ö. 900 yıllarında başkentleri Tuşba ( VAN) olan Urartu devleti kurulmuştur. Urartular M.Ö. 612 yılına kadar Van Bölgesinde güneyde yukarı Mezopotamya'ya kadar uzanan topraklarda hüküm sürmüşlerdir. M.Ö. IX. Yüzyılda Kral Sarduri tarafından Van kalesi yaptırılmıştır. M.Ö. VII. Yüzyıl başlarında Mezopotamya'dan Anadolu'ya akınlar düzenleyen Asurlular, Van kalesini ele geçirince, Urartular Tuşba yakınlarında Rusahinili (Toprakkale) şehrini kurarak varlıklarını devam ettirmişlerdir. M.Ö. 612 yılında Anadolu'ya gelen Medler, büyük Urartu Kırallığı'na son vermişlerdir.
Yerleşik bir nizam kuramayan Med Krallığı, Persler'e yenilip yıkılınca Van ve yöresi M.Ö. 332 yılına kadar Pers, M.Ö. 129 yılına kadar Büyük İskender'in doğu seferinden sonra Makedonyalılar ve M.Ö. 88 yılına kadar da Partların egemenliğinde kalmıştır.
Tarihi dönem içerisinde Van ve yöresi Romalılar ile Sasaniler arasında çatışma sebebi olmuştur. M.S. 395 yılına kadar Sasani, sonra da Bizans egemenliğinde kalmıştır.
Hz. Osman zamanında Bizans'ı bozguna uğratan Müslüman orduları 644 yılında Van ve yöresini ele geçirmiş, bu hakimiyet Emevi ve Abbasi devletleri tarafından da sürdürülmüştür. Eskiden beri Van bölgesinde yaşayan Ermeni azınlığı, kısa bir süre Van çevresinde bir krallık kurmuş ve İslam İmparatorluğu'na tabi olmuşlardır. Hıristiyan sanatının mühim bir eseri olan Akdamar Kilisesi, aynı adı taşıyan ada üzerinde Kral Gagik tarafından 915-921 yılları arasında yaptırılmıştır.
Çağrı Bey döneminde Anadolu'ya keşif amaçlı yapılan seferler, 1071 Malazgirt zaferiyle neticelenmiş, Van ve çevresi Büyük Selçuklular'ın egemenliğine girmiştir. Büyük Selçuklular'dan sonra bir süre Eyyübi egemenliğinde kalan şehir, 1230 yılında Karakoyunlular'ın hakimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde eski Van şehrinde bulunan Ulu cami, Karakoyunlu Yusuf tarafından yaptırılmıştır. Karakoyunlular'ın Uzun Hasan'a mağlup olmalarıyla Van ve havalisi Akkoyunluların eline geçmiştir.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde Safevi Devleti'ni yenen Osmanlı orduları 1458'de Van'ı fethetti ve bu fetih 1555 yılında yapılan Amasya Antlaşması ile kesinlik kazanmıştır. Van Beyler Beyliği'ne atanan Hüsrev Paşa ve Kayaçelebizade Koçi Bey, kendi adlarını taşıyan birer cami yaptırmışlardır. Aynı dönemlerde "Kitap-ı Lugat-ı Vankulu" adlı eser Vankulu Mehmet Efendi tarafından hazırlanmıştır.
XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonra Van'da ekonomik bakımdan güçlü olan Ermeniler ihtilal cemiyetleri kurarak Ruslar'ın da desteğiyle silahlanmaya başlamış, 1915'te bir çok kaza ve köyde katliama girmişlerdir. Aynı yıl Van'ı istila eden Ruslar, Ermenileri destekleyerek şehri ateşe vermiş ve Osmanlı ahalisi şehri boşaltmak zorunda kalmıştır. 1981 yılında Van, yıkılıp yıkılarak büyük oranda nüfus kaybına uğradığından, bugünkü yerinde yeniden kurulmuştur.
Başlayan Türk harekatı karşısında işgal ettikleri topraklardan çekilen Ruslar ve Ermeniler, doğudaki aşiretlerin de desteğiyle tamamen Anadolu'dan çıkarılmış ve Türk ordusu 2 Nisan 1918' de Van'a girerek şehri kurtarmıştır. 16 Mart 1921' de imzalanan Moskova antlaşması ile Ruslar Van ve Bitlis'e ait isteklerinden vazgeçmişlerdir. 29 Ekim 1923'te Vilayet merkezi olan Van'da Devlet ve belediye tarafından alt yapı çalışmaları başlatılmış, savaştan yakılıp yıkılan şehir yeniden inşa edilmiştir.
Van İsminin Kaynağı Bu konudaki bigiler tam olarak açıklığa kavuşturulmamış ve bu bilgiler rivayetlerden öteye gidememiştir. Evliya Çelebi , "Seyahatnamesi"nde Büyük İskender' in Van Kalesi'ndeki Vank adlı bir mabedden esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. Bir rivayete göre de, şehri genişletilip güzelleştiren VAN isimli şahsın adından dolayı şehre bu ismi verilmiştir.
Bu konuda akla en yatkın görüş ise, Urartuca Biane veya Viane'den çıkmış olduğudur. Çünkü Urartulular kendilerine Bianili demişler ve Urartuların hakim devrinde Biane adı altında birçok şehir ve insan topluluğu Van şehrinde toplanmıştır.
Eski Van Şehri
Kalenin güneyinde eski şehrin kalıntıları bulunuyor. Eski kent, I. Dünya Savaşı sonuna kadar yerleşime açık olmuş, sonra da tümüyle boşaltılmıştır. Tarihi kent gezisi sırasında gezginler Ulu Cami, Hüsrev Paşa Külliyesi, Kaya Çelebi Cami ve çoğu tahrip olmuş eski evler, hamamlar, kümbeler görebilecektir.
Van İlinin Coğrafi Konumu
Konumu Van ili, 42 / 40 ve 44 / 30 doğu boylamlarıyla, 37 / 43 ve 39 / 26 kuzey enlemleri arasında yer alır. İl toprakları; 19.069 km'dir. Bu Türkiye topraklarının % 2,5'ni oluşturur.
Van, kuzeyde Ağrı ili'nin Doğubeyazıt, Diyadin, Hamur ilçeleri; batıdan Van Gölü ile Ağrı ili'nin Patnos; Bitlis ili'nin Adilcevaz, Tatvan ve Hizan ilçeleri, Güneyden Siirt ili'nin Pervari ilçesi, Şirnak ili'nin Beytüşşebap ilçesi ile, Hakkari ili'nin Yüksekova ilçesi ile sınırlıdır. İlin doğusunda ise İran devleti yer alır.
Jeomorfolojik Durumu
Van ili dağlık alanlardan oluşmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Murat - Van bölümünde yer almakta olup, kuzey ve güneyinde yüksek dağlar, doğu bölümünde ise Van Gölü ile kaplıdır.
Genel olarak Van ili'nin yükseltisi 1500 m'nin altına düşmez. En yüksek yerlerde ise 400 m'yi aşar.
İl topraklarının yeryüzü şekillerine göre dağılımı incelenecek olursa; %53.4'ün dağlarla, %32.9'un platolarla %13.7'sinin ovalarla kaplı olduğu görülür.
Yeryüzü şekilleri Van Gölü havzasının, güneyinde 2500 - 3000m. Bazı yerlerde 3500m'yi aşan yükseltiler görülür. Bu dağların Van Gölü çağına doğru uzanması, gölün kıyısının çok girintili ve çıkıntılı olmasına neden olmuştur.
İlin doğu tarafı, güneyine göre daha alçak (2200-2400m.) olup, geniş platolar ortaya çıkmaktadır. Bu yörede mevcut akarsularda doğudan batıya doğru birbirlerine paralel şekilde akarlar ve göle ulaşırlar. Bu akarsuların vadileri de, doğu-batı doğrultulu uzanırlar.
Dağlar Kuzey kesiminde, dorukları ile sınırları dışında kalan Aladağ (3255) ve Tendürek Dağı (3542) bulunmaktadır. Tendürek Dağı'nın doğusunda güneye, İran sınırına doğru uzanan dağlar yer alır. Bu dağların yükseltisi 2600m. Civarındadır. Daha güneydoğuda ise 2900m'ye ulaşır. Buradaki başlıca yükseltiler; Dumanlıdağ, Elegen dağları, Kırklar Dağı, Tavur Dağı ve Kotur Tepesi'dir. Bendimahi havzası ve karasu havzasının kuzeyinde, 2850m. Yükseltili Alikelle Dağı, Abaza düzüne doğru iner. Bu yöredeki dağların ve yüksek Pirreşit Dağı'dır (3200). Daha sonra sırasıyla Manda dağı (3020 m), İsabey Dağı (3000) yükselir. Bu dağ düzenli bir sırt halinde güneybatı yönünde, Karasu Vadisi ile Van Gölü arasında, Şoli Dağı (2900m) ile devam eder. İlde yükselti güneydoğuya gittikçe artar ve düzgün sıra dağlar görülür. En önemlileri; Ahlat Dağı (2810m) ve Korahal Dağı (2700m) gelir. Tendürek Dağı'nın uzantısı olan sınır dağları, Gündizin Dağı (3100m), Koçalan Dağı, Bilecik dağı, Melek Dağı'dır. Kesiş gölünün bazı kesimlerinde başlayan yükseltiler arasında ise; Şuşanıs Dağı (2750m), Narkut Dağı (2800m), İspiriz Dağı (3688m) dir. İl topraklarının güney kesimini ise, Güneydoğu Toroslara bağlı Kavuşahap Dağları sınırlandırır. Gökdağ (3604m), Müküs Dağı (3414m) Arnos Dağı (3547m), Artos Dağı (3537m) önemli yükseltilerdir.
Platolar - Yaylalar İl alanının %32.9'unu kaplar. Van ilindeki en önemli platolar ve yaylalar şunlardır; 1) Norduz yaylası, 2) Kuzeyde Çaldıran İlçesinde Abaza Düzü, 3) Çaldıran ilçesinde Sultan Gölü çukurluğunun batısındaki yaylalar, 4) Ahlat Dağında Erçek Gölünün kuzeyindeki yaylalar, 5) Güneydoğu Hoşap Suyu civarında uzanan geniş yaylalar.
Ovalar İl alanının %13.7 sini kaplamaktadır. İl sınırları içinde başlıca ovalar: Van Ovası : Karasu Hoşap Suyu arasında kalır. 150 km'lik bir alanı kaplar. İl bu ovanın içersindedir. Erciş Ovası : 150 km lik bir alnı kaplar. Van Gölü'nün kuzeyindedir. Hoşap Ovası : Hoşap Merkezinin güneydoğusunda 180 km'lik bir alanı kaplar. Yükseltisi 2400 m. Civarındadır. Muradiye Ovası : 525 km alana sahiptir. Yükseltisi 2000m'dir. Tarhani Düzü : 50 km lik alana sahiptir. Tarhani düzünün batısında yer alır. Noşar Düzü : 80 km'lik bir alana sahiptir. Saray Ovası : 45 km'lik bir alana sahiptir. Yükseltisi 2100m kadardır. Karakallı Düzü ve Ercek Düzü ise diğer önemli ovalarıdır.
Vadiler Bendimahi Vadisi : Bendimahi çayı boyunca uzanır. Hoşap vadisi : Gürpınar ilçesinin Güzelsu (Hoşap) beldesi çivarında görülür.
Akarsular Van Gölü havzasının akarsuları genelde Van Gölü'ne dökülür. İlin güneyinde yer alanlar Basra Körfezi'ne, doğu kısmında uzananlar ise İran'a ulaşmaktadır. Bendimahi Çayı : Kuzeydere, Aladağ ve Tendürek Dağı arasında doğar, Van Gölü'ne dökülür. Uzunluğu 90 km dir. Hoşap Çayı : Güneydoğu İspiriz Dağı'yla, Norduz Yayla'sından doğar, Van Gölü'ne dökülür. Uzunluğu 130 km dir. Karasu Çayı : Özalp İlçesi'nin kuzeyindeki Pirreşit, Ahta Dağlarının sularını toplayarak doğar. Van Gölü'ne dökülür. Uzunluğu 130 km dir. Zilan Deresi : Erciş İlçesi civarında Aladağlar'dan doğar. Van Gölü'ne dökülür. Memedik Çayı : Saray ilçesi doğusunda İran sınırlarında doğar. Erçek Gölü'ne dökülür. Uzunluğu 60 km dir. Kotur Çayı : Saray İlçesi güneyinde yer alır. İran'daki Urmiye Gölü'ne dökülür. Çatak Deresi : Çatak ilçesinden geçer. Botan Çayı'na dökülür. Van ili sınırları içerisinde; Dali Çayı, İrsad Çayı, Kırkgeçit Deresi, Miri Çayı ve Kurubaş Çayı küçük çaplı derelerdir.
Göller Van ili sınırları içinde çok sayıda göl mevcuttur. Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü'nün doğu kesimi il sınırları içindedir. Diğer gölleri; Erçek Gölü, Akgöl, Sultan (Süphan) Gölü, Kazlı Göl, Değirmi Göl, Hasantimur Gölü'dür. Göller havza alanının %20.7'sini kaplar. Van Gölü : Göl 3713 km lik alanı ile Türkiye'nin en büyük gölüdür. Aynı zamanda yer yüzündeki en büyük soda gölüdür. Kapalı göller arasında hacim bakımından (607 km) dördüncü sırayı alır. Su seviyesi deniz seviyesine göre 1646 m yüksekliğindedir. Erçek Gölü : Van Gölü'nün 30 km doğusunda yer alır. Yüzölçümü 99 km dir. Göl yüzeyinin yükseltisi 1803 m dir.
İklim Durumu
Van deniz etkilerinden uzak ve yüksek dağlarla çevrili olduğundan Van'da genel olarak karasal iklim egemendir. Van Gölü'nün çevresindeki diğer göl ve barajların varlığı, kışların komşu illere göre daha yumuşak geçmesine yol açar. Yazları yağışlı ve sıcak geçer. Kışlar uzun sürer. Bunun nedeni göl çevresindeki dağlarda karın eksik olmayışıdır. Havalar iyice soğuduğunda sular donar. İlkbahar ayları serindir. Nisan, Mayıs aylarında ilkbahar yağmurları yağar. İlkbahar yağışlarının ağırlıklı yer tutması karasal iklimin bir özelliğidir. Yaz mevsimi; gündüzleri sıcak, geceleri serin geçer. Van senenin 120 günü güneşlidir. Türkiye genelinde 25. Sıradadır. Hava kirliliği en az illerimizden biridir.
Van'ın Nüfus Yapısı
Van ili nüfus varlığı açısından Türkiye'nin orta büyüklükteki illerden biridir. 1997 yılında yapılan nüfus sayımı sonuçlarına göre il nüfusunun 772132 kişi olduğu saptanmıştır. Bu nüfusu ile Van ili, Türkiye genelindeki 80 il içerisinde nüfus büyüklüğü açısından 33. Sırada yer almaktadır.
Van'ın nüfusu Cumhuriyet döneminde hızla artmıştır. Bu hızlı artışta ildeki doğurganlık oranının çok yüksek olmasının payı büyüktür. Ancak bu artışta komşu illerden gelen göçlerin etkisi olmaktadır.
Nüfus Yoğunluğu İl ve ilçe nüfus yoğunlukları karşılıklı olarak incelendiğinde, Van'da nüfus yoğunluğunun tüm sayım yıllarında ülke ortalamasının altında kaldığı görülmektedir. Van'da zamanla nüfus yoğunluğu yükseldiği halde yine de Türkiye ortalamasının altında kalmıştır.
Nüfus Artış Hızı İl nüfusunun gelişimi, 5 yıllık dönemlere göre incelendiğinde, Türkiye ile karşılaştırıldığında, Van'da nüfusun yıllık ortalama artış hızlarının 1935-1940 dönemi dışında hep Türkiye ortalamasının üzerinde olduğu görülür.
Hızlı bir nüfus artışı yaşanan 1950-1980 döneminde ülke nüfusu %116 artarken Van'ın nüfusu %221 oranında artmıştır.
Van nüfus artış oranının 1990 DİE verilerine göre (%32) Türkiye ortalamasından yüksek; buna karşılık nüfus yoğunluğunun (km'ye 34 kişi) çok düşük olduğu görülür.
İlçelere ve Köylere Göre Nüfus Dağılımı Van'da en büyük yerleşim birimi merkez ilçesidir. 1997 nüfus sayımına göre 225628 kişi yaşamaktadır. Bu durumu ile merkez ilçe, toplam il nüfusunun %28'ine sahiptir. Nüfusun geri kalan %72'si ise diğer ilçe merkezlerinde ve köyde yaşamaktadır.
İllere göre nüfus dağılımına bakıldığında; Merkez ilçe, Erciş, Başkale, Muradiye ve Gevaş merkezlerinin şehir görünümü verdiğini, bunun yanısıra diğer ilçe merkezlerinin ise kasaba görüntüsü verdiği görülür.
Nüfusun Yaş Yapısı Van nüfusunun yaş yapısı Türkiye genelinde oldukça farklıdır. 0-14 yaşlarındaki genç nüfusun payı sayım yıllarına göre Türkiye ortalamasının çok üzerinde olmuştur. Buna karşın çalışma çağındaki 15-65 yaş grubunun payı hep ülke genelinin gerisinde olmuştur.
Van'da doğurganlık düzeyinin çok yüksek olması 0-14 yaş grubunun payını giderek yüksek olmasını sağlamıştır.
Nüfusun Cinsiyet Durumu Türkiye'de olduğu gibi Van'da erkek oranı kadına göre yüksektir. Yinede doğurganlık oranı ülke ortalamasının çok üzerinde olduğundan erkek nüfus payı ülke genelinde çok yüksektir. 1975'te il nüfusunun %52,6'sını erkekler oluştururken aynı yıl ülke genelinde bu oran %51,4'tür.
Göçler
Van dışarıya fazla göç vermeyen buna karşılık fazla göç alan bir ildir. Van'ın dışarıya fazla göç vermemesinin nedenleri;
a) İlde egemen olan aşiret ilişkilerinin günümüzde de sürmesi, gelenekçiliğin ve dışa kapalılığın devam etmesi,
b) 1960'a dek süren ulaşım olanaklarının elverişli olması, c) 1960'tan sonra 1968'de kalkınmada öncelikli iller arasına girmesi, d) 1970'li yıllarda karayolu, demiryolu, hava yolu, göl üzerinde feribot seferleri ile ulaşımın alt yapının ve ekonomik canlanmanın tesiri ile olanaklarının çoğalması. Bunun yanı sıra 1968 yılında kalkınmada öncelikli iller arasına giren Van'a kamu kuruluşlarının bölge müdürlüklerinin açılması ile dışardan çok sayıda kamu görevlisi geldi. Van'da etkili olan bir başka nüfus hareketi de mevsimlik göçlerdir. Bu göçler, a) Hayvancılığa bağlı olarak yaylalara göçler, b) İnşaat işçiliğiyle ile gelişmiş merkezlere göçler, c) Tarım işçiliği ile gelişmiş merkezlere göçler
İdari Yapısı
İl Genel Meclisi Diğer illerde olduğu gibi her beş yılda bir İl Genel Meclisi üyelerinin seçimi yapılır. Bu üyeler belirli günlerde Özel İdare Müdürlüğü İl Genel Meclis Salonunda Van Valisi başkanlığında toplanarak il yönetimi hakkında kararlar alırlar.
Devlet Daireleri İlde bulunan Devlet Daireleri şunlardır;
1- Askerlik Şube Başkanlığı
2- Bağ Kur Bölge Müdürlüğü
3- Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü
4- Cumhuriyet Başsavcılığı
5- Defterdarlık
6- Devlet İstatistik Bölge Müdürlüğü
7- D.S.İ. 17. Bölge Müdürlüğü
8- Emniyet Müdürlüğü
9- Gençlik Spor İl Müdürlüğü
10- İl Jandarma Alay Komutanlığı
11- Devlet Güvenlik Mahkemesi
12- Bölge idare Mahkemesi
13- Kadastro Bölge Müdürlüğü
14- Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü
15- Köy Hizmetleri 9. Bölge Müdürlüğü
16- Köy Hizmetleri İl Müdürlüğü
17- Kültür Müdürlüğü
18- Meteoroloji Bölge Müdürlüğü
19- Milli Eğitim Müdürlüğü
20- Müftülük
21- Nüfus İl Müdürlüğü
22- Orman İşletme Müdürlüğü
23- Özel İdare Müdürlüğü
24- Posta İşletme Müdürlüğü
25- Telefon Müdürlüğü
26- Sağlık Müdürlüğü
27- Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü
28- Devlet Malzeme Ofisi Bölge Müdürlüğü
29- Sivil Savunma Müdürlüğü
30- Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü
31- SSK Şube Müdürlüğü
32- Tapu Sicil Müdürlüğü
33- Tarım Orman ve Köy İşleri Müdürlüğü
34- Toprak Mahsülleri Ofisi
35- İller Bankası Bölge Müdürlüğü
36- İl Eğitim Araçları Donatım Merkezi Müdürlüğü
37- Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü
38- Devlet Tiyatrosu Müdürlüğü
39- Çevre İl Müdürlüğü
40- Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü
Belediyeler İlde belediye teşkilatının bulunduğu yerleşim birimleri şunlardır;
1) Van Belediyesi
2) Bahçesaray Belediyesi
3) Başkale Belediyesi
4) Çaldıran Belediyesi
5) Çatak Belediyesi
6) Edremit Belediyesi
7) Erciş Belediyesi
8) Gevaş Belediyesi
9) Çiçekli Belediyesi
10) Gürpınar Belediyesi
11) Muradiye Belediyesi
12) Özalp Belediyesi
13) Bostaniçi Belediyesi
14) Ünseli Belediyesi
15) Çelebibağ Belediyesi
16) Kocapınar Belediyesi
17) Aşağı Sağmalı Belediyesi
18) Uysal Belediyesiv
Ulaşım
Van, bugün çağın gerektirdiği her türlü ulaşım şekline sahiptir. Kış aylarının yoğun kar yağışlı olması sebebiyle ilimiz köylerine ulaşım güçlükle yapılır. Özellikle Van ile Bahçesaray ilçesiyle olan ulaşımı sağlayan kara yolu, kış aylarında yoğun kar yağışı nedeniyle uzun süreli olarak kapalı kalmaktadır. Kara yolu , hava yolu , demir yolu ve Van Gölü'nde Van ile Tatvan arası çalışan deniz yolu vardır. Ferit Melen Hava Alanı 'ndan THY, AtlasJet, Pegasus şirketleri tarafından düzenli olarak Ankara ve İstanbul ve aktarmalı olarak diğer illere seferler yapılmaktadır.
Van Kedisi
Van’ı dünyaya tanıtan, Van’ın sembolü olan Van Kedisi sevimli, cana yakın, suyla oynamayı seven, yüzmeden hoşlanan ilginç bir tür. Van halkı kediye “Pişik” diyor. Van’ın türkülerinde, manilerinde ve sosyal yaşamında da yer alır. Van kedileri uzun tüylü, kaplan yürüyüşlü, uysal, bir gözü mavi bir gözü sarı, bazen de bir gözü mavi bir gözü yeşil olabilmektedir. Tilki kuyruklu, çevik, temizlikten hoşlanan, eğitime yatkın. XVIII. yüzyılda Sultan Abdulhamit’in de Yıldız Sarayı’nda “Pamuk” isminde bir Van Kedisi beslediği biliniyor. Van Kedisi’nin avcılık özellikleri üstündür. Fare, kuş, sinek, böcek avlar. Duygusaldır, ismiyle sevilmekten hoşlanır. Kavun, karpuz, çikolata gibi ilginç gelebilecek gıdalar da yer. Yemeden önce sahibine sürünerek minnet duygusunu gösterir. Van Valiliği ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin işbirliği ile üniversite kampusu içerisinde Van kedilerinin neslini korumak üzere modern bir “Van Kedis Evi” açılmıştır. Van kedileri Van’da sayıları azalsa da birçok evde titizlikle ve sevgiyle bakılmaktadır.
Van Gölü
Türkiye’nin en büyük, Avrupa’nın 5. büyük gölüdür. Alanı 3764 km²’dir, derinliği bazı yerlerde 100 metreyi geçer. Gölün uzunluğu 125 km.’yi, genişliği 65 km.’yi aşar. Büyüklüğü nedeniyle bölge halkı tarafından “Van Denizi” diye anılır. Nemrut Dağı’ndan çıkan lavların set oluşturması ile oluşan göl üzerinde Akdamar Adası, Çarpanak Adası, Adır Adası gibi adalar bulunur. Suyu tuzlu ( binde 210) ve sodalıdır. Yapılan araştırmalara göre göl suyu deri ve cilt hastalıklarına şifa dağıtmaktadır. Göle hangi mevsimde, hangi saatte gitseniz bir başka renkte görüyorsunuz. Suyun rengi değişip duruyor. Bu şaşırtıcı ve etkileyici değişimin kaynağı hakkında rivayet muhtelif. Van Gölü’nde günbatımı da gündoğumu da muhteşem oluyor. Gittiğinizde hava açıksa ikisini de kaçırmayın. Günbatımını Van Kalesi’nden, gündoğumunu ise Tatvan’dan izleyeceksiniz. Gölün iki yakasındaki Van ile Tatvan arasında yük vagonlarını taşıyan feribotlar çalışıyor. Gevaş iskelesinden Akdamar Adası’na dolmuş motorları çalışıyor. Sahil boyunca yapılaşma saldırısına uğramamış güzel koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar görülmeye değer.
Muradiye Şelalesi
Muradiye ilçesine 10 km. uzaklıkta, Bend-i Mahi Çayı üzerinde. Çok yüksekten düşmese de hoş bir görünümü var. Şelale 15-20 metre arasında değişen yükseklikten dökülüyor. Asma köprüsü ve doğal güzelliği ile halkın rağbet ettiği bir mesire yeridir.
Vanadokya
Kapadokya Bölgesi’ndeki gibi peri bacaları bulunan Van’ın Başkale İlçesi’ne bağlı Yavuzlar Köyü, turizm açılmayı bekliyor. Kapadokya benzeri peribacaları Başkale İlçesi’nin Yavuzlar Köyü’nde, Kapadokya’daki peribacaları oluşumları ile aynı özelliği göstermesi nedeniyle “Vanadokya” olarak anılan bölge geleceğin önemli turizm merkezi olacak gibi görünüyor. Son yıllarda artan bir ilgi görüyor. Peri bacalarının, yarısı İran’da yarısı Türkiye’de bulunan Yiğit Dağı volkanının ürettiği püskürme kayaçlarının aşınmaları sonucu ortaya çıktığı düşünülüyor. Bölge halkı buranın doğal park ilan edilerek koruma altına alınmasını talep ediyorlar.
Sanat ve Edebiyat
Serhat şehirlerimizden biri olan Van, tarih boyunca stratejik önemi yanında, sanata ve ilme beşiklik etmesi açısından da önemli bir yere sahip oluşmuştur. Türk-İslam devlet geleneği içerisinde, sanatkârlar ve ilim adamları, merkezlerde sultanlar; vilâyetlerde valiler ve üst düzey yöneticiler tarafından desteklenip korunmuşlardır. Varı, çok uzun yıllardan beri önemli bir vilâyet merkezi olması hasebiyle zikredilen fonksiyonun icrasına haliyle mekân olmuştur
Van, tabiî güzelliği açısından da birçok mekâna nasip olmayan avantajlara sahiptir. Gölü, dağları, güzelim suları, ovaları, yaylaları, kışın soğuğuyla yazın sıcağıyla rahatsız etmeyen mutedil havası, birkaç bin yıllık tarihin mirası olan eserleri ile Van, şairlere gerçekten iham kaynağı olma niteliğindedir.
Tanzimat dönemine kadar edebiyat dendiği zaman akla şiir gelirdi. Haddizatında "edebiyat" kelimesi bile ilk defa Şinasî tarafından kullanılmış bir kelimedir. Klâsik dönemde edebiyat yerine "Şiir ve irışa" kullanılırdı. Şiir bildiğimiz şiir, inşa ise düz yazı anlamındadır. Ne var ki eski edebiyatımızda düz yazı şiirin yanında her zaman üvey evlat muamelesi görmüştür. Bu, sadece Eski Türk edebiyatı için değil bütün İslâm-Şark edebiyatları için geçerli olan bir özelliktir. Birçok padişahın, mektuplarını bile manzum yani şiir tarzında yazdığı bilinmektedir.
Van ilimizi edebiyat tarihi açısından ele aldığımız zaman, yukarıda sözü edilen özelliğin Van için de cari olduğu görülmektedir. Şiir, sadece Cumhuriyet öncesinde değil Cumhuriyetten sonra da saltanatını sürdürmüştür. Van'daki Sanat ve Edebiyat faaliyetlerinin Cumhuriyetten sonraki bölümüne ağırlık vereceğiz.
İslamî dönemde Van'daki edebiyat tarihini 14. yüzyıla kadar götürebiliyoruz Van'ın Bahçesaray ilçesinden asıl adı Muhammed olan ve şiirlerinde "Mim Hayy" mahlasını kullanan Fake-i Tayran Van yöresinde, eserleri günümüze ulaşmış ilk şâirdir. Bölgede medrese talebelerine "fakih"ten bozma "fake" denmektedir. "Fake-i Tayran" kuşların talebesi anlamındadır. Doğum ve vefat tarihi tespit edilemeyen Ercişli Emrah, Vankulu Mehmet Efendi (ö. 1592) , Abdülbaki Efendi (ö. 1634), Şâni (ö. 1676), Mevlevi Mehmet Dede (17. yy) , şâir İzzî (İzzetî Mehmet Bey, Vani Çelebi (17. yy) Mir Sipihri (17. yy) Ömer Efendi (ö. 1 ğ 78) , Feyzi Salih Efendi (ö. 1715) , Dürri (ö. 1639), (ö. 1724) Sadî (Abdülbâki Sadi Efendi) (1708-1748) , İbrahim Hoca (ö. 1808) , Vehbi Dede (Derviş Vehbi-i Kadim) (?-?) Aşık Davut Telli (?-?) Selamî Efendi (ö. 1808) , Akif Mustafa Efendi (1812 ) , Aşık Hayreti (19 . y) Kavalcı Recep (18451915) Cumhuriyet'ten önce Van'ın yetiştirdiği, tesbit edilebilen şâirleridir.
Cumhuriyet dönemine gelinirken Türk Edebiyatı ciddi değişimler geçirmiştir. Divan edebiyatı, Arap ve Fars edebiyatlarının tesiriyle oluşmuş, estetik yönü ağır basan, sıkı kurallara bağlı bir edebiyattır. Türk Edebiyatında, Tanzimat dönemi olarak isimlendirdiğimiz 1860-1896 döneminde Türk şiiri, Batıya yönelmeye başlamıştır İçeriği değişen şiirde kullanılan vezin, yine Aruz veznidir; dil yine Arapça, Farsça'nın ağırlıkta olduğu Osmanlıca'dır. Değişmeye başlar. Millî Edebiyat (1911-1923) döneminde ise artık dil sade Türkçe, vezin hece vezni, nazım şekilleri, içerik tamamen değişmiştir. Cumhuriyet döneminde edebiyatın hakimiyeti devam etmiş, devletin resmî kültür politikası, musikide olduğu gibi, edebiyatta da halk ürünleri ile Batı Edebiyatının karışımından yeni bir edebiyat tarzı geliştirmek amacına yönelik olmuştur. Cumhuriyet döneminde, hece vezni ile yazılan şiirlerin yanında bir de serbest vezinli şiirler görülmeye başlamıştır.
Cumhuriyet döneminde, Van'da yetişen şâirlerin birinci ve ikinci kuşakları, genelde halk şiiri tarzına meyletmişler ve eserlerini bu çerçevede vermişlerdir. Çoğunluğu şiirlerini Van'da yayınlanan mahalli gazetelerde yayınlayarak şiire başlayan bu şâirlerin büyük bir kısmı, sonraki dönemlerde büyük şehirlere göçmüş ve kalem faaliyetlerine buralarda devam etmişlerdir. Mahallî basının sanat ve kültüre yaptığı katkıyı burada bir kez daha teyid etmeliyiz. Bu bağlamda Van'da yayınlanan mahallî gazetelerden Van Sesi, Van Postası, İki Nisan, Van Ekspres, Kurtuluş, Çaldıran, Bir Nisan. Serhat, Yeni Yurt Van, Van Halk Postası, Van Kulu, Van Haber, Prestij, Şark Yıldızı gazetelerini kutlamak lazım. Bunlardan bir kısmı hâlâ yayınını sürdürmektedir.
CUMHURİYET DÖNEMİNDE VANLI ŞÂİRLER
GALİP PAŞA (DEMİROĞLU) (1874-1958) Eski Van Belediye başkanlarından olan Galip Paşa'nın ilk Mebusan Meclisine Van Milletvekili olarak seçilmiş olduğu ancak söz konusu meclise katılmadan meclisin kapatıldığı ifade edilse de bu bilgilerde kanaatimizce yanlışlık vardır. Aydın Talay Galip Paşa'nın doğumunu 1241 (1874) olarak vermekte ve bunu Faik Demiroğlu'nun bir yazısına dayandırmaktadır. Öncelikle 1241 tarihi ister Rumi ister Milâdi olsun 1874 etmez.
Bu tarihin Rumisi de hicrisi de 1825'e karşılık gelir. Buna göre, Galip Paşa'nın eğer gerçekten vefat tarihi 1958 ise şâirin 133 yıl yaşamış olması lazım. Yok eğer doğum tarihi olarak verilen 1241 tarihi yanlış da doğum tarihinin doğrusu milâdi 1874 ise bu durumda Osmanlı Mebusan Meclisine seçilmesi mümkün değildir. Çünkü ilk meclis 1877'de toplanmıştır. Bu tarihte Galip Paşa henüz üç yaşındadır.
Divan şiiri geleneğini sürdüren Galip Paşa'nın var olduğu söylenen divanına rastlanmamıştır. Elde bazı şiirleri mevcuttur. ' Galip Paşa'nın mezarı Abdurrahman Gazi türbesindedir.
KAYAÇELEBİZADE VEHBİ BEY (1879-1942 ) Van'ın ünlü Kayaçelebi ailesindendir. Vehbi Bey, Van'ın l. Dünya Savaşı esnasında Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine ailesi ile birlikte İstanbul'a göçer. İşgal esnasında Ermenilerin Van'ı yakarak harab etmesi kendisine fazlasıyla dokunmuştur. Van'a dönerken gördüğü manzara şâiri mateme boğmuştur. Şiirlerinin çoğu hamasî şiirlerdir. Van'la ilgili olanlar ise çoğunluktadır. Aşağıdaki şür, Vehbi Bey'in harap edilmiş Van için yazdığı, ağıt nitelikli bir çok şiirden bir örnektir.
Van'a Yanarım
Vardım ki ben Van'a gör neler olmuş Yıkılmış yakılmış virâna dönmüş Bülbül otağına baykuşlar konmuş Yanarım ana ben Van'a yanarım
GAZİZÂDE MOLLA MEHMET (MOLLA BOZO) ( 1886-1948) İsminden de anlaşılacağı gibi Molla şâirlerden Molla Mehmet, medrese öğrenimini görmüş, Birinci Dünya Savaşına muharip olarak katılmıştır. Mezarı Hakkari'nin Yüksekova ilçesinin şakiten köyünde bulunan Molla Mehmet'in şiirleri, kendisi de bir şâir olan, Van'ın eşrafından oğlu Timurlenk Bozkurt tarafından toplanmış ama ne yazık ki bugüne kadar kitap halinde yayınlanmamıştır. Azeri şivesinin bütün özelliklerini taşıyan Van ağzıyla söylenmiş şiirleri halk şiiri geleneğini sürdürür. Aynı zamanda heccay olan şâirin Vay mana vay mana Kaldık kötü zamana Eşşekler arpa yemez Atlar hasret samana dörtlüğüyle zamanındaki ehil ve layık insanların ülkenin nimetlerinden hak etmedikleri şekilde yararlanmalarını hicveder.
AHMET KURALKAN (1908-1979 )
Hindistan'dan göçen Van'ın tanınmış ailelerinden Kuralkan ailesine mensuptur. Yeni Yurt Yan ve Van isimli gazetelerde yazarlık yapmış olan Ahmet Kuralkan'ın ikisi tefrika ikisi yayınlanmış dört tane romanı vardır. Bizim Ernrah, Yâ-Kuğ romanları tefrika; Naciye ve Yavuz Efe romanları ise yayınlanmıştır. Aynı zamanda şâir olan Kuralkan'ın Yan KurtuluŞ Destanı isimli bir şiir kitabı vardır. Yazılarından, şiirlerinden bir Van aşığı olduğu anlaşılan Ahmed Kuralkan, Kurtuluş Destanını şu dörtlükle takdim eder.
Şu ufak eserin olursa makbul Ey Ahmet arzuna eyledin vüsûl, Onun sinesine sen de gir, sokul, Tarihen de takdir olunacak Van.
ENVER DİLAVER (1910-I983)
Asker diş hekimi olan Dilaver'in "Sizlere Yazdım " ve "Vangölü Dalgalandıkça " isimli iki şiir kitabı vardır. İlk şiirlerini Van'ın mahalli gazeteleri olan İki Nisan ve Kurtuluş gazetelerinde yayınlamıştır. Kurmuş olduğu "Yangölü Sanat ve İrfan Derneği" vefatı üzerine uzun ömürlü olamadı. Halk şiir geleneğini sürdüren Dilaver'in kafiye uğruna zorlama söyleyişleri vardır. Ey Gönül Ey gönül yapraksız çiçek biter mi? O yârı sevmeye aşk da yeter mi? Ah... Gülü olmayan bülbül öter mi? Bahçeler virane bülbül virane.
ERCİŞLİ EMRAH 17. yüzyılda yaşamış Türk halk şairidir. Yaşamı üzerine fazla bir bilgi yoktur. Yaşadığı dönem şiirleri hakkında "Emrah ile Selvihan" adlı türkülü halk hikayesinden öğrenîlmektedir. Hikayenin konusu İran Hükümdarı şah Abbas'ın 1604'te Van'ı kuşatması sırasında geçtiği ileri sürülmüştür. Şahın askerleri Selvihan'ı tutsak alarak götürdükten sonra Emrah onu bulmak için Van, İran, Azerbaycan bölgelerini dolaşır. Uzun yıllar Erzurumlu Emrah ile karıştırılan Ercişli Emrah'ın şiir dili sade, yalın ve sevgi üzerine kuruludur.
RUHİ SU (19I2 - 1985) 1912 yılında Van'da doğdu, 20 Eylül 1985 yılında İstanbul'da vefat etti. Bas bariton, Türk halk müziği yorumcusu, besteci ve şair. Batı müziğinin şan tekniğinden yararlanarak geliştirdiği özgün bir üslupla halk türkülerini yorumlamış, Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk ve Sümeyra Çakır gibi bir çok sanatçıyı önemli ölçüde etkilemiştir. I. Dünya Savaşı sırasında ailesinin bütün üyelerini yitirdi. On yaşına değin yoksul bir ailenin yanında kaldı. İlköğrenimini Adana Öksüzler Yurdu'nda yatılı olarak yaptı. Bu dönemde müzik yeteneği ve sesinin güzelliğiyle dikkati çekti. Müzik öğretmeninin desteğiyle keman dersleri aldı. Bir süre askeri liseye devam ettikten sonra ortaöğrenimini Adana Lisesi'nde parasız yatılı olarak tamamladı. Ardından Ankara Müzik Öğretmen Okulu'na girerek 1935 - 36'da mezun oldu. Aynı yıl Riyaseticumhur Filarmoni Orkestrası'nda kemancı olarak çalışmaya başladı. Bir süre sonra kemanı bırakarak şan çalışmalarına yöneldi. Ankara Devlet Konservatuvarı'nda oluşturulan Opera Bölümü'ne kabul edilen ilk dört öğrenciden biriydi. 1942'de konservatuvarı bitirerek Ankara Devlet Operası'na girdi. Aralarında Bastien und Bastienne, Fidelio, Satılmrğ Nİşanlr, Fİgaro'nun Düğünü ve Rigoletto da olmak üzere birçok operada önemli roller üstlendi. Ayrıca Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde müzik öğretmeni olarak çalıştı. Sanatçı olarak daha çok halk türküleri alanında ünlendi. Halk türkülerini kendi geliştirdiği özgün üslupla söyleyebilmek amacıyla saz çalıştı. 1943 - 45 arasında Ankara Radyosu'nda halk türküleri söyledi. İlk dinletisini 1944'te Ankara Halkevi'nde verdi. Son dinletisini 6 Şubat 1983'te Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Haftası'nda sundu. Sanat yaşamı boyunca 16 tane 45'lik, 12 tane de uzunçalar plak doldurdu. Kendi şiirlerinin yanı sıra başka şairlerin çeşitli şiirlerinden besteler yaptı. şiir, yazı ve konuşmalarını Ezgili Yürek (1985) adlı kitapta topladı.
MUSTAFA MÜFTÜOĞLU (1924.....) Adlî katiplikten emekli olan Müftüoğlu, bedenen İstanbul'da ruhen Van'da yaşayanlardan biridir. Şiirlerini ve yazılarını çoğunlukla İki Nisan gazetesinde yayınlamıştır.
KAYA KAYAÇELEBİ (1925-.........) Yukarıda adı geçen şâir Kayaçelebizâde Vehbi Bey'in oğludur. 1985 yılında Bağkur'dan emekli olduktan sonra İstanbul'a yerleşmiş ve kendisini tamamen yazı faaliyetine vermiştir. 1990'da "Doğunun Yıldızı Van " isimli eserini yayınlamış ayrıca 180 kadar şiirini "Benim Şarkımı Söyle" adı altında bir araya getirmiştir. 1983 yılında Kültür Bakanlığı'nın açmış olduğu şiir yarışmasında altın
SELİM GÜLSOY (1925-1970) Emekli dava vekili olan Selim Gülsoy, şiirlerini Van'daki mahalli gazetelerde yayınladıktan sonra "Hezeyan " adı altında bir araya getirmiştir. şiirlerin de şâir Selim'in baş harfleri olan Ş.S rumuzunu kullanan, cemiyetteki çarpıklıkları, vefasızlıkları, ehliyetsiz insanların ikbâl sahibi olmalarını yeren şâir, şahsi hislenmelerini de şiirine aktarmıştır.
Bir Tefekkür Mahsulü Pendimi mezatta satmak istedim, Metelik verip de alan olmadı. Yanlıyı doğruya katmak istedim, Hakikat bir türlü yalan olmadı.
ABBAS GÜVEN (1926.......) SSK'dan emekli olan Abbas Güven, çeşitli gazetelerde muhabirlik yapmış, sosyal ve hayır kurumlarında görevler almış bir kültür adamıdır. Kendisini Van folkloruna adayan şâirin şiirleri çeşitli dergi ve gazetelerde yayınladıktan sonra şiirleri Van Valiliği Yayın Kurulu Yazı İşleri Müdürü İkram Kali tarafından toplanmış ve yayına hazır hale getirilerek Van Valiliği tarafından 1998'de "Van'dan Esintiler" adıyla yayınlamıştır. Bazı şiirlerinde Güven, Dikicioğlu mahlasını kullanır. Güven'in şiirinin en önemli cephesi folklardan etnoğrafyaya kadar Van'ın otantik özelliklerini yansıtmış olmasıdır. Yaşayan şâirlerimizden olan Güven'e sağlıklı uzun ömürler diliyor ve "Van Yemekleri " başlıklı şiirini örnek olarak buraya alıyoruz.
Van Yemekleri
Bulgurla olur güzel bir ŞİLE, ŞİLEYİ yiyince gözleri güle. Hele on u yapsın TOPAL SAKİNE, O zaman tadını göresen gardağ. Uçkunla yapılır, hoşça EŞKİLİ; Yiyen adamların tutulur dili. Olurlar sofranın hepsi bülbülü, Sen de bülbül gibi ötesen, gardaş. Kenara atma bizim CILBIRI, Mazisi vandır, hem de bugünü. Otlu peynir her zaman sofranın gülü, Otlu peyir dürmüğü vurasan gardaş. Mercimekli, ÇİRİŞLİ bulgur pillavı, Bulgur pilavının çoktur sevabı. Tandıra vurunca BALIK KEBABI, TANDIRIN BAŞINDA yiyesen gardaş. Ne de güzel olur IBAK BORAIVI, Ama çok yiyince bozar adamı. Çağırırsın o zaman anan babanı, Korkaram çömleği kırasan gardaş. Bir desen göresen KURUT KÖFTESİNİ, Fakat çok yiyince keser sesini . Erkeksen derinden al nefesini, Çarşıda satılmaz, alasan gardağ. BİSTİ'nin üstünde AYRAN AŞINI, Yanına koyarlar BALIK BAŞINI, Çocuk da kucağına yapsa çişini, Uzakta kalırsın, yanarsan gardaş. EVELİK'ten olur EŞKİLİ DOLMA, O zaman çağırsam, sen geri kalma. Sakın Çıtkırıldım, kibar olma. Güle güle kırılıp ölesen gardaş. Van'da grup bir başka güzeldir. ABBAS GÜVEN'im yazarım hem de söylerim, Bu yemekler olmasa tadı nederim? KELLE pişe TANDIR'da, köye giderim, İsterim bizlere gelesen gardaş.
CAHİT BAYSAL (1926-1970) Eski Gümrük Muhafaza Memurlarından olan Baysal sağlığında şiirlerini kitap olarak yayınlayamadı. Gazete ve dergi köşelerinde kalan şiirlerine, belki de şâirin yaşadığı hayatın yansımaları olarak melankoli hakimdir.
Felek
Yıllardan beridir yâra ağlayan Şu mahzun gönlümü şad eyle felek! Irmak gibi gözlerimden çağlayan Şu kanlı yaşları son eyle felek! Yüzünü görmedim bunca zamandır, Aşkının narından başım dumandır, O gülden ayrıldım gönlüm virandır, Hasretin nariyle ağlattın felek! Kaderim böyleymiş ne gelir elden, Şeyda bülbül gibi ayrıyım gülden, Yadeder ismi düşürmez dilden, Bülbül-i şeydaya gönderdin felek...
SERVET MEHTERBAŞIOğLU (1927-1987) Hayatı gazete ve matbaa çevrelerinde geçmiş bir şâirdir Mehterbaşıoğlu. Yazıları sadece mahalli gazetelerde değil İstanbul gazete ve dergilerinde de yayınlanmıştır. Van'da İki Nisan gazetesi ile sürdürdügü gazeteciliği yanında birkaç İstanbul gazetesine de muhabirlik yapmıştır. Şiirlerinin bir kısmını "Gurbet Akşamları " isimli kitabında toplayan Mehterbaşıoğlu, hazırlığını yaptığı "Azaba Sesleniş" isimli şiir kitabını yayınlayamadan vefat etmiştir. Daha önceki soyadı "Tekel" olan Mehterbaşıoğlu bazı şiirlerinde bu mahlası kullanılır. Mehterbaşıoğlu'nun şiirinde tefekkürî bir derinlik vardır. Fanilik duygusu, insanın aczi, maddeden manaya yükselmek, tarihteki şeref levhalarını terennüm, onun şiirinin özünü oluşturur. Tarihi şiirlerinde hamaset hakimdir.
HAYALİ HASAN YAVAŞ (1931-1980) Tarım Bakanlığına bağlı Tarsus Sulu Tarım Araştırma Enstitüsü'nde memur olarak çalışan Yavaş, 1951 yılında Van'dan ayrılarak Tarsus'a yerleşmiştir. Şiirleri Van'da yayınlanan Kurtuluş ve İki Nisan gazeteleri yanında Mersin, Erzurum ve Tarsus'ta yayınlanan Gülek, Yeni Mersin, Hakimiyet, Akdeniz, Yeni Adana, Köylü Sesi, Bugün Tarsus, Hilâl, Ürün, Çukurova, Türk Sözü, Silifke, Liman, Hürsöz, Anamur'un Sesi, İçel Postası gazetelerinde de yayınlanmıştır. Aşık Bayramları ile yakından ilgilenen Yavaş, 1958'de Sabri Çoksolmaz'la birlikte "Aşık Dilinden " adında bir kitap yayınlamıştır. Şiir kadar nesirle de uğraşan yazar, uzun yıllar mahalli gazetelerde köşe yazarlığı yapmıştır.
Gurbette olduğu sürece Van'a hasret şiirleri yazan Yavaş'ın şiirlerinde, millî ve manevî unsurlar ağırlıktadır.
TİMURLENK BOZKUR.T (1932-.......) Vanlı şâirlerden Gazizâde Molla Mehmet'in oğlu olan Bozkurt, çeşitli kuruluşlarda çalıştı, sendikalarda üst düzey görevler aldı, hâlen serbest muhasebecilik ve kooperatifçilik yapmaktadır. Zengin bir kütüphaneye sahip olan Bozkurt, ileri yaşına rağmen kitap okumaya hâlâ zamanının önemli bir kısmını ayırmaktadır. Ülke gündemini yakalayabilmek için birçok akademisyenin adını bile duymadığı dergileri Timurlenk Bozkurt'tan temin etmek mümkündür. Şiir yazmakla yetinmeyen Timurlenk Bozkurt, birçok ünlü şâirin önemli şiirlerini ezbere ve hakkını vererek okumakla da ünlüdür.
SEYYİD AHMED ARVÂSI (1932-1988) Daha çok bir fikir, düşünce adamı olarak tanınan Van'ın ünlü Arvas ailesinden olan Seyyid Ahmed Arvâsî'nin şiirleri, 1989 yılında "Sır" adıyla yayınlanmıştır. Şiirlerinde kuvvetli bir biçimde Necip Fazıl tesiri hissedilen Arvâsî'nin mütefekkir cephesi şiirine de yansımıştır.
AYDIN TALAY (1940 - ....) Van'da doğdu. İlk, orta ve liseyi Van'da okuduktan sonra 1962'de Erzurum Ziraat Fakültesi'ni bitirdi. TOPRAKSU Tarım İl Müdürlüğü, Üretme istasyonu ve Süt fabrikası gibi devlet birimlerinde çeşitli kademelerde ve 20 yıl idarecilikte bulunduktan sonra 1993'de emekli olarak siyasete atıldı. Memuriyet hayatında bir yandan gazeteciliği diğer yandan dernek ve cemiyetçiliği sürdürdü.
Bizim Eller Van, Bir Şehrin Yıkılışının Anatomisi, Van şiirlerinden Seçmeler, Van Albümü, Eserleri ve Hizmetleriyle Sultan Abdülhamid Han, Topraklarımızı Tanıyalım isimli eserleri bulunmaktadır.
M. DEMİRAY ŞAŞIHÜSEYİNOĞLU (1938-....) Şâirden çok nasir olan Şaşıhüseyinoğlu, İstanbul Hukuk Fakültesi 3. sınıftan ayrılmıştır. Karayolları 11. Bölge Müdürlüğü'nde başladığı kamu görevi, Van Belediye Başkan Yardımcısı iken sona ermiştir.
SIDDIK YİĞİTTOP (1940-1968) Genç yaşta, elim bir trafik kazasında vefat eden Sıddık Yiğittop inşaat teknisyeni olarak yurdun çeşitli yerlerinde hizmet görmüştür. İki Nisan gazetesi çevresinde Servet Mehterbaşığoğlu'nun sanata edebiyata teşvik ettiği Vanlı şâirlerden olan Yiğittop'un "Işık Peşinde" şiirini takdim ediyoruz.
SALİH TÜRKOĞLU (1947-....) Salih Türkoğlu Van'ın yaşayan sanatkarlarındandır. Sadece şiirle değil resim ve fotoğrafla da ilgilenmektedir. Daha önce çeşitli gazete ve dergilerde dağınık olarak bulunan şiirlerini "Vangölü'nden Damlalar" adıyla kitap halinde yayınlamıştır. Türkoğlu kitabını Van ve yöresinde çektiği bazı fotoğraflar ve yaptığı yağlı boya tabloların fotoğrafları ile süslemiştir. Çoğunlukla serbest nazımla şiir yazan Türkoğlu'nun, zaman zaman redifleri kafiye yerine kullanma çabası görülmektedir. Hece formunda serbest yazdığı için Türkoğlu'nun şürde iyi bir teknik yakaladığı söylenemez. Türkoğlu'nun sanatkar kişiliği resimde ve fotoğrafta daha belirgindir diyebiliriz.
YILMAZ ÖNAY (I953-....) Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi bölümünde yardımcı doçent ve Bölüm Başkanı olarak halen görev yapmakta olan Yılmaz Önay da ressam şairlerimizdendir. Özellikle suluboya ve karakalem tarzında resimler Vapan Önay birkaç kişisel sergi de açmıştır.
ŞÜKRAN BABA 1962 yılında Van'da doğdu. İlk ve orta tahsilini Van'da yaptı. 1980 yılında Van Ticaret Lisesi'nden mezun olduktan sonra Sümerbank Kundura Fabrikası'nda işe başladı. 1987 yılında sağlık nedeniyle emekli olan Şükran Baba'nın "Sevgi" adlı bir de şiir kitabı yayınlanmıştır. "Ben Kadınım" isimli şiiriyle TRT tarafından açılan bir yarışmada ödül kazandı. Evli, beş çocuk annesidir. Almanca biliyor.
MİKAİL YAPRAK (1954-...) Asıl adı Bilal olan şâir, şiirlerini Mikâil Yaprak adıyla yayınlamaktadır. Almanca öğretmeni olan Yaprak, Millî Eğitim okullarında öğretmenlik ve idarecilik yaptı. Halen Avusturya'da öğretmenlik mesleğine devam eden şâirin şiirleri daha çok Köprü dergisi ile Yeni Asya gazetesinin Sanat Kültür eki olan Elif'te yayınlanmıştır. Şâirin Bursa'da Güzellik şiiri Tanpınar'ın Bursa'da Zaman şiirinden esintiler içermektedir.
MÜMTAZ SAMİ ÖZOK (1956-....) İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olan Özok, serbest avukatlık yapmaktadır. Serbest ve hece vezni ile şiirleri mevcuttur.
AHMET POYRAZOğLU (1951-....) İlkokul öğretmeni olan Poyrazoğlu Türkive'nin yaşayan saz şâirleri arasında önemli bir yere sahiptir.Aşıklık geleneği çerçevesinde eserler veren Poyrazoğlu, TRT ve değişik kuruluşların düzenlediği yarışmalarda, Âşık Şenliklerinde önemli dereceler ve ödüller almıştır. Radyo ve televizyonlarda da sıkça görmeye alıştığımız Poyrazoğlu halen oturmakta olduğu İstanbul'da başta doğum yeri olan Erciş'in ve dolayısıyla Van'ın gönüllü kültür elçiliğini yapmaya devam etmektedir. İrtîcalen şiir söylemekteki başârısı da bilinen Poyrazoğlu'nun atışmalarda âşık arkadaşlarının çoğu zaman mat ettiği de vakidir. Halk edebiyatı alanında araştırmalar yapan şâirin özel ilgi alanı da Ercişli Emrah'tır.
ÂŞIK CELALI (1952-....) Esas adı Celal Yenitürk olan Âşık Celali Van'ın Kasımoğlu köyündendir. Küçük yaşlarda gözlerini kaybetmiş olan Celâli, saza söze merak salmış, kendi çabasıyla saz çalmayı öğrenmiştir. Celali'nin şiirleri 1992 yılında Y.Y. Ünv. Edb. Fak. Türk Dili ve Edb. Bölümü Öğretim Görevlisi Bekir Oğuzbaşaran tarafından toplanmış ve yayına hazır hale getirilen şiirler, Van Valiliği tarafından "Gönül Gözü " adı altında yayımlanmıştır. Halen Van TCK II. Bölge Müdürlüğü'nde işçi statüsünde çalışan Celali çeşitli vesilelerle sazı ve sözü ile Vanlıların karşısına çıkmaktadır.
Van Ağzı
Van, Anadolu'nun İran, Maveraünnehir ve Kafkas yollarının birleşim noktalarından biri olmakla çok sayıda kavmin geçişini sağlamıştır. Tarihi süreç yönünden, bölgenin kültürel yapısında Arap, Fars ve Türklerin derin izleri görülür. Türklerin özellikle Selçuklu sonrası yerleşimleri kısa zamanda Ahlat, Adil¬cevaz, Erciş, Gevaş ve Van'ın bayındır bir hale gel¬mesini sağlamış, coğrafyanın yerleşime elverişli ol¬ması önemli bir Türk nüfusunun bu havaliyi yurt tut¬masına sebep olmuştur.
Van, Türk dili coğrafyasında Anadolu sahasında yer almakla birlikte özellikle Azeri Türkçesinin etkisi altındadır. Bu etkiyi yapı, ses ve sözcük dağarcığı yönünden görebiliriz. Anadolunun iç kesimlerinde bilinmeyen, ancak Azeri sahasında ortaya çıkmış bir çok kelimeye Van'da rastlayabiliriz. Tek bir Van ağzından söz etmek mümkün değildir. Bölgenin çeşitli zamanlarda ve halen değişik sebeplerle göç alması, sosyolojik farklılaşmaların yanında dil değişimini de beraberinde getirmektedir.
Van'daki nüfus hareketiyle ilgili şu birkaç sebebi zikredebiliriz. - Osmanlı-Karamanoğulları mücadelesi sonucunda Van, Karaman bölgesinden göç almıştır. - Osmanlı - Safevi hakimiyet mücadelesi sırasında bir takım Türk boyları yer değiştirmiştir. - Kuzey Azerbaycan'ın ve özellikle Karabağ'ın Ruslar tarafından işgali sebebiyle Van göç almıştır. - Güney Azerbaycan'daki çeşitli olaylar yü¬zünden Van göç almıştır. - Ekonomik sebeplerle Karadenizin Çaykara ve çevresinden Van'a aileler yerleştirilmiştir. - Üniversitenin faaliyete geçmesiyle şehre çok sayıda öğrenci ve öğretim görevlisi gelmiştir. - Afganistan'ın Ruslar tarafından işgal edilme¬si üzerine Kırgız Türklerinin bir bölümü Van'a yerleştirilmiştir.
- Terör sebebiyle Van göç almıştır. - Son olarak çok sayıda memurun çalışmak üzere Van'a gelmesi, bu bölgede tek bir dil karakterinden söz etmemizi zorlaştırıyor. Ayrıca yine sosyal, iktisadi ve tarihi şartlar sebebiyle Van merkez nüfu¬sunu büyük ölçüde İstanbul, İzmir gibi Batı illerine taşımıştır. Bu yüzden çekirdek Van kültürü ve ağzı gün geçtikçe değişimlere maruz kalmaktadır. Basın yayın araçları ve özellikle televiyonun mahalli ağız üzerinde derin etkisi vardır. Yine üniversitenin faaliyete geçmesi, standard bir Van ağzı ifadesini ortaya koymakta dilcileri müşkül durumlara sokmaktadır.
Manileri
İnci'men inci menem
Sedef sen, inci menem
Düşsem sinen üstüne
Can verem incimenem
Ağaçlarda kestane
Dökülür tane tane
Oralarda kız ucuz
Al getir beş on tane
İçerde sağarlar camisi
Dışarı çığar fışa fişi
Sen ele goca bulmadın
Kırğ yılın gocamışı
Unut beni anıyorsan
Bozlu su iç yanıyorsan
Durma avucunu yala
Seveceğim sanıyorsan
Gidin dîyin gaynanamın özüne
Külü goysun gözüne
Men o eve gelin geldim
Bir ev bulsun özüne
Ağacın başında garga
Cahildim düştüm tora
Beni tora salanlar
İmansız girsin gora
Portakal dilim dilim
Geliyor menim gülüm
Ne dedim de küstürdüm
Lal olsun menim dilim
Bileziğim var benim
Kollarıma dar benim
Şu güzelim Van içinde
Kara gözlü yar benim.
Gara gazan taşmaz mi
Yol garadan aşmaz mi
Ağlama anacığım
Ayrılan gavuşmaz mi
Gaz ayağı gumdadır
Baba uzağ yoldadır
Seslendim sesim gitmez
Van dağlan daldadır.
Ağaç başında putum
Eğil perçemin tutum
Elin elime değende
On beş gün oruç tutum
Mektup yazdım Van’lı idi
Kalemim gümüş idi
Daha çok yazacaktım
Parmaklarım üşüdü
Bu gelen akalıdır
Göğsü marhamalıdır
El ile güler oynar
Menimle tobalıdır.
Mavidir mavuştura
Yer vura savuştura
Yusuf Zeliha gibi
Hak bizi gavuştura
Hey garayı garayı
Gel süpürek sarayı
Sen al geyin ben yeşil
Düşman geysin garayı
Bir ay çıktı kenarsız
Ağam geçen fenersiz
Öyle bir ah çekerim
Meyle ile yanarsız
Ağaçlar dikili kaldı
Yakam sokulu kaldı
Van ilinde bir yare
Boynum bükülü kaldı
Hay hangala hangala
Ateş goydum mangala
Sen orada men burda
Nice mende can gala
Yağmuru düz öldürür
Alevi köz öldürür
Hançar pıçağ neylesin
Yiğidi söz öldürür
Güleller güleller
Gül düşürüp gül eller
Bir iğit yoksul düşse
Söyletirler güleller
Göğe yıldız sereler
Aşkı meni örseler
Canımı kurban ederem
O gizi mana verseler
A benim bahtı yarim
Gönülde tahtı yarim
Üzünde göz izi var
Sana kim baktı yarim
Ata vurdum belleme
Gir goynuma terleme
Her yanım senin olsun
Saç bağımı elleme
Ay doğdi bedir
Allah Bu sevda nedir
Allah Yar muradımı ver bana
Ya meni öldür Allah
Elma aldım Van'dan
Severem seni candan
Bir mektup yazmadım
Elimden akan kandan
Bağçelerde maydanos
Maydanozu yoldunuz
Toprağ başlı Vanlılar
Sizde mi tango oldunuz
Ay doğar sini gibi
Gümüşten yapı gibi
Gızım sana büyüttüm
Oğlomi aslan gibi
Dağda payton yürümez
Kiştir karlar erimez
Yüreğimde yara var
Perdelidir örünmez
Gemi gelir buharlı
İçi dolu yaralı
Züğürtlere gız yoktur
Olacaksan paralı
Ezem ezeden oğlan
Bıyık bezeden oğlan
İğnenin deliğinden
Kıza göz eden oğlan
Karafilem iz beni
Hamail ile yaz beni
Eğer meni sevmezsen
Hamail vursun seni
Şu Van'ı yakın sandım
Yari uyanığ sandım
Açıp yorganı baktım
Açılmış pamuk sandım
Gökte yıldız galmadı
Yerde moncuğ kalmadı
Ana meni evlendir
Mehlede giz galmadı
Bu dağlar mavili kaldı
Kuş uçdi yavruli kaldı
Anahtar yar goynunda
Gönlüm buhavlî galdi.
Köprü altında pıtırağ
Minder serdin oturağ
Hoca gözün lor olsun
Kes nikahı gurtulağ
Bahçelerde kereviz
Biz kereviz severiz
Bize Vanlılar derler
Biz çayı çoh severiz
Al çuha mavi çuha
Yarim özüme çıha
Çohtandır görmedim
Az gali ahlım çiha
Arılar bala gelir
Bülbüller dala gelir
Yarin inatçı değil
Yalvarsam yola gelir
Gögercin havadadır
El vurma yuvadadır
Bir elim yar goynunda
Bir elim duvadadır.
Gemi gelir yan verir
İskeleye şan verir
İskelenin gızları
Goca diye can verir
Çay içtim udum udum
Sensin menim umudum
Allah'a çoh yalvardım
Şükür men seni buldum
Tut ağacı burulur
Dibinde su durulur
Eller yarım dedikçe
Menim boynum burulur
Atasözleri ve Deyimler
-Baş kesen, taş kesen iflah olmaz.
-Atın iyisi doru, yiğidin iyisi deli olur.
-Olan ile ölene çare yoktur.
-Kork ondan korkmaz Allah'tan.
-İtin eceli gelince cami duvarına işer.
-Atın yürüyüşüne, yiğidin yiyişine bak.
-Et giren eve dert girmez.
-Şeker cinsine çeker.
-At at olana kadar sahibi mat olur.
-İtin bahsini et, kösevi koy yanan.
-Şığı şığ eden müriddir,
-Allah verdi mi dingonun bağında da verir.
-Tilki deliğe sığmiyi, bide guyruğuna süpürge bağliyi.
-Acı işletme, toğu söyletme.
-Adamın ağzına bakarlar, atına ona göre nal çağarlar.
-Henek henek sonu değnek.
-Yağmur günü, şoratan borç istenmez.
-Bir gün vezir, kırk gün rezil.
-Ne sağ tekindir ne sol, sen işini düzmeye koyul.
-Sözün doğrusu saz, işin doğrusu az.
-Şeyhin külahı, hocanın sarığını yutar.
-Senden paşa, tahtadan maşa.
-Tilki tilkiye, tilkide kuyruğuna.
-Sen ağa, men ağa inekleri kim sağa.
-Dışı kalaylı içi vayvaylı.
-Ayağıma yer edim gör başan neler edim.
-Diyesen babasını öldürmüşem.
-İt gursağı, sarı yağ götürmez.
-Ayodan post, Urustan dost olmaz,
-Ayağın sıcak, başın serin, düşünme derin derin.
-Böyük başın, böyük derdi olur.
-Özan çoh şişme patlarsan.
-Sınanmamış hayvanın arhasına geçilmez.
-Her deliğe barmah soğulmaz.
-Sabrın sonu selamettir.
-Gecelenin ömrü az olur.
-Gavun garpuz yata yata büyür.
-Elli çohtur, yoksa yüz, Vaya batasan gelin yüz.
-Çömlekte et bitti, çındır başını galdırdı.
-Gitti kebap kokusuna, baktı ki essek dağliyiler.
-Dağdaki gelip, bağdakini kavi.
-Çömlek yuvarlanmış kapağını bulmuş.
-Eli işte gözü devrişte.
-Düz yolda yürümeyi bilmiyi, şohumda şıllığ ati.
-Başkasına verir talkını, kendi yutar salkımı.
-Allah bela versin o şakaya ki, içinde hakikat olmaya.
-Değirmeni kaybetmiş şakşakıni ariyi.
-Sen nere keçel mıstonun ahuri nere.
-Başkasına balığı tutturiğ, özümüze gurbağa.
Bilmeceler
1
Allah'ın İşi, karnında dişi. (KABAK)
2
Altı göl, üstü göl (LAMBA)
3
Ağzı açıh alamat, Dili kızıl kıyamat
4
Yaş vurdum kuru çıhdi, Selli Ala Muhammed (TANDIR)
5
Bağarım yürür çözerim durur (AYAKKABI)
6
Bir küçücük adacık, içi dulu yongacık (DiŞLER)
7
Bahçede bohçam kaldı (LAHANA)
8
Bir ahıra bir koyun girer bir çöp girmez (KARINCA YUVASI)
9
Birbecclc boyu var, ev dolusu toyu var (LAMBA, ÇIRA)
10
Bir duvar üzerinde beş gardaş birbirini kovalar (ÖRGÜ, ÇORAP)
11
Canlı biner cansıza, sürer gider imansıza (GEMİ)
12
Çıktım merdivenin yansına, bakdım ayın yarısına, Ölle bir kuş bîlirem ki meme verir yavrusuna (YARASA)
13
Dedem deve, girmez eve (ŞEMSİYE)
14
Dağdan gelir dağ gibi, kollan budak gibi eğilir su içmeğe, böğürür oğlak gibi (ÖKÜZ ARABASI)
O yani taş bu yani taş, İçinde var 40-50 Baş (HAMAM)
35
Men giderem o gider, yerinde tın tın eder (SAKAL)
36
Uzun uzun odalar, Ak sakallı babalar Baş mı yere dikmiş, Ayakları çabalar (SOĞAN)
Van Evleri
Tarihi Van kalesi’nin güneyinde bulunan Eski Van Şehri,1915 Rus-Ermeni işgaline kadar,yaşanılır bir kent halindeydi.Müslüman ve diğer azınlıklarla birlikte yaklaşık 35.000 insanın yaşadığı şehirde her türden ve dini mimari yapılar vardı.Bu çeşit mimari yapılanmanın özünde, hoşgörü ve karşılıklı saygının olduğu bir gerçektir. Eski Van evlerinin mimarı özelliklerinin korunması,tanıtımı ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmasını sağlamak amacıyla,Van Valiliği ve Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin ortaklaşa bir çalışması başlatılmıştır.Tarihi Van Kalesi’nin kuzeybatısında inşa edilen ”Örnek Van Evi ve Çevre Düzenleme Projesi” bünyesinde bir örnek Van evi(Çift Katlı Cumbalı Ev).beş geleneksel dükkan, bir tandır evi, dört adet bölge mimarisine uygun köprü.bir Van Kahvesi ve Çevre düzenlenmesi ile tamamlamıştır. Bu proje dahilindeki tüm yapı birimlerine işlevsellik kazandırılarak,başta yöre halkı olmak üzere, yerli ve yabancı turistlere hizmet verilecektir.
Van Kalesi
Şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Van Gölü kıyısında, ovaya hakim bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Doğu-batı istikametinde uzanan kale, 1800 m. uzunluğunda, 120 m. genişliğinde ve yaklaşık 80 m. yüksekliğindedir. M.Ö.855 yılında Urartu Kralı I. Sardur tarafından yaptırılan Van Kalesi, İç kale ve Dış Kale olmak üzere iki kısımdan meydana gelmektedir. İç kaledeki, Urartu döneminden kalma en önemli yapılar, Sardur (Madır) Burcu, sur duvarları, Urartu kralları Menua ve I. Argişti’ye ait mezarlar, su sarnıcına ulaşan Binbir Merdiven, açık hava tapınağı ve Analıkız olarak adlandırılan iki adet tapınak nişidir.
Kalenin kuzeybatı tarafında bulunan Sardur Burcu, üzerinde Kral I. Sardur’a ait çivi yazılı bir yazıt bulunmasından dolayı önem taşımaktadır. Asur çivi yazısı ile yazılmış bu yazıt, bilinen en eski Urartu yazıtıdır.
Kalenin önemli diğer bir yapısı da, I. Argişti’ye ait kaya mezarıdır. Hemen bunun dışındaki kaya üzerinde, Urartular’ın günümüze ulaşan en uzun yazıtı olan Horhor Yazıtları bulunur
Kalenin kuzeydoğu tarafında II. Sarduri döneminde yapılmış olan, iki anıtsal niştan oluşan ve bugün halk arasında Analıkız olarak adlandırılan bir açık hava tapınağı yer almaktadır.
Urartulardan Osmanlılar’a kadar yerleşime sahne olan Van Kalesi’e Osmanlı döneminde, iç kale sur duvarları, iki giriş kapısı, cephanelik, ambar, kuleler ve Van’daki ilk İslam eseri olma özelliğini taşıyan Süleyman Han Cami eklenmiştir.
Hoşap Kalesi
Yörenin en fazla turist çeken kalelerinden birisi de Hoşap Kalesi’dir.
Van'ın Gürpınar ilçesinde, Van - Hakkari karayolu üzerindeki Hoşap (Güzelsu)'da yer almaktadır. Hoşap, Van'a 60 km. Gürpınar ilçe merkezine 39 km. uzaklıkta bulunmaktadır.
Hoşap suyunun kuzey batısında sarp ve dik bir kaya kütlesi üzerine kurulan kale, iç kale ile bunun kuzeyindeki dış kaleden oluşmaktadır.
Geçmişi itibariyle Urartu Devletine kadar uzanan kale, Osmanlı Devleti'ne tabi Mahmudi Beylesi'nin yaptırdığı şekliyle günümüze ulaşmıştır. İç kale giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre Mahmudi Süleyman Bey tarafından, H.1052 (1643) tarihinde yaptırılmıştır.
Dış kale surları arazinin yapısına göre şekillenmiş ; doğu, kuzey ve batıdan dolanan surlarla çevrelenmiştir. Doğu surları kısmen, batıdakiler ise büyük ölçüde yıkılmış durumdadır. Surları destekleyen burçlardan bazıları günümüze gelmiş, ayrıca doğu ve batıdaki kapıları tamamen yıkılmıştır. Dış kalenin kuzey doğusunda bir gözetleme kulesi yer almaktadır. Içerisinde bugün bir cami kalıntısı ile köy evleri mevcuttur. İç kale, güneyden sarp, kuzeyden eğimli bir kütle üzerine kurulmuştur. Kuzey doğu ve batıdan kale beden duvarları, burç ve kulelerle tahkim edilmiş, kuzeydoğuya ikinci bir tahkikat yapılmıştır.
Kaleye kuzey tarafta ortaya yakın bir yerde bulunan giriş burcura açılmış bir kapı vasıtasıyla girilmektedir. Taç kapı şeklinde düzenlenmiş burcun batı cephesinde kitabe, kör pencere ve aslan kabartmaları belirli bir hareketlilik sağlamaktadır. Ayrıca orijinal demir kapı kanatları hala işlevini sürdürmektedir. İçerisinde Mahmudi sarayı olarak nitelenen kompleks yapılar yer almaktadır. Bunlar kalenin güney tarafında sıralanmaktadır. En üst ve doğu kesimde seyir köşkü, bunun hemen batısında harem ve en batı uçta da selamlık yer almaktadır. Mescid, zindan, fırın ve ve sarnıç iç kalenin diğer yapılarıdır. XIX.yüzyıl ortalarında terkedilmiş olan kale, içerisindeki yapılarıyla günümüze büyük ölçüde sağlam olarak gelmiştir. Bu nedenle bölgenin dikkat çeken sembol yapılarından birisidir.
Çavuştepe Kalesi
Van-Hakkari yolu üzerinde Van’a 25 km. uzaklıkta Çavuştepe Köyü’nde yer almaktadır. Bol Dağı silsilesinin batı ucuna kurulmuş olan kale, aşağı ve yukarı kalelerden oluşmaktadır. Urartu Kralı II. Sarduri tarafından M.Ö. 764-734 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Kurucusuna izafeten kale, Sarduri’nin şehri anlamında “Sardurihinili” olarak adlandırılmaktadır. Kalelerde Haldi tapınağı, açık hava tapınağı, surlar, depo, ahır, saray,sarnıç ve çivi yazılı kitabeler bulunmaktadır.
Aşağı kale, tepenin sırtında 800 m. uzunluğunda bir alanı kaplamaktadır. İki tarafta uç kale yöntemiyle yapılmış surları dikkat çekmektedir. Düzgün kesilmiş kalker bloklarıyla inşa edilmiş surları, doğrudan ana kayaya oturmaktadır. Doğudan batıya doğru sıralanan ahır yapıları, depo binaları, tapınak, saray binaları ve sarnıçlardan oluşmaktadır. Tanrı Irmuşini adına inşa edilmiş tapınak üzerinde çivi yazılı kitabesi bulunmaktadır. Rizalitli kule tipli tapınaklar grubunda önemli bir yapıdır. Doğu tarafında kapısı ve bazalt taşlarından cephesi bulunmaktadır
Ayanıs Kalesi
Van'a 35 km. mesafedeki Ayanıs köyünün kuzeybatısında bir tepe üzerine kurulmuştur. Doğu - batı doğrultusunda uzanan tepe 150 m genişliğinde, 400 m uzunluğunda, Van Gölü'nden 250 m yüksekliktedir. Kale 1989'dan itibaren E.Ü. Edebiyat Fakültesi Önasya Arkeolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. A. Çilingiroğlu başkanlığında bir ekip tarafından kazılar yürütülmektedir.
Kazılar sonucu elde edilen mimari ve diğer küçük buluntular sayesinde kaleyi tanımlamak mümkün olmuştur. Bulunan çivi yazılı kitabesine göre, kale Argişti'nin oğlu Rusa tarafından M.Ö. 645 - 643 tarihleri arasında yaptırılmıştır.
İki sur duvarıyla çevrelenmiş kalenin güneyinde giriş kapısı bulunmaktadır. Burada sur duvarları andezit taşı ile diğer kısımlarda kalker taşıyla örülmüştür. Üst kesimde payeli salon ve tapınak önemli bir yer tutmaktadır. Kapısı batıya bakan rizalitli tapınak diğerleri ile benzer özellikler taşımaktadır. Güney batı kesiminde ise, bir biri ile bağlantılıyı içerisinde küplerin yer aldığı, çok sayıda depo binası bulunmuştur.
Kale, mimarisi ve küçük buluntuları yanında, Urartu tarihinin son safhalarını aydınlatması açısından önem taşımaktadır. Ortaya çıkarılması Van için büyük bir kazançtır.
Toprak Kale
Van il mekezine kuzey - doğusunda Zimzim dağları silsilesine bağlı kayalık bir tepe üzerinde yer almaktadır. Kuzey - Güney doğrultusunda 400 m uzunluğunda, 60 - 70 m genişliğinde ve 200 m yüksekliğindeki kayalıklara oturan kale, Van'a hakim konumdadır. Kale Urartu kralı II. Rusa tarafından M.Ö.685-645 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Burası Urartu Krallığının ikinci idare merkezi durumundadır.
Kalede yabancı ve yerli araştırmacılar tarafından kazılar yapılmıştır. Özellikle yabancıların yaptığı kazılarda elde edilen buluntular yurt dışına kaçırılmıştır.
Mimari olarak kayaya oyulmuş bir sarnıç, açık hava tapınağı, kuzey doğusunda Haldi tapınağı ve kerpiç duvar kalıntıları bulunmaktadır. Tapınak da yıkılmış olup, taşları etrafa dağılmış vaziyettedir.
Kale mimarisi yanında, çoğu yurtdışı müzelerinde bulunan fildişi ve madeni küçük eserleri ile dikkat çekmektedir.
Aşağı ve Yukarı Anzaf Kaleleri
Van'ın 10 km kuzey doğusunda Van - Özalp karayolu yakınında yer almaktadır. Aşağı ve yukarı kalelerden oluşmaktadır. Her iki kale üzerinde 1991'den beri Prof. Dr. Oktay Belli tarafından kazılar yürütülmektedir.
Aşağı kale, karayolunun hemen kuzeyinde Urmiye bölgesine giden askeri ve ticari yolu denetlemek üzere Urartu kralı Işpuimli (M.Ö. 830-810) tarafından yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlı kalenin etrafını kyklopik yöntemle yapılmış surlar çevrelemektedir. Duvarlar, iri taş blokları ile gerçekleştirilmiştir. Güney kesimi yol yapımı sırasında tahrip görmüştür. Giriş bu kesimden merdivenlerle sağlanmaktadır. İçerisinde önemli bir mimari eser mevcut değildir.
Yukarı kale, aşağı kalenin 600-700 m güneyinde, yüksek bir kayalık tepe üzerine kurulmuştur. Burası Menua döneminde M.Ö. 810-786 tarihleri arasında yapılmıştır. Kalenin etrafı iri kalkar blokları ile oluşturulmuş surlarla çevrilmiştir. Kalenin iki girişi bulunmaktadır. Bunlardan gönendeki batı köşeye kaydırılmış ve kulelerle desteklenmiştir. Buradan tapınak ve saraya geçilmektedir. Diğeri kuzey tarafta olup, atölye, depo binaları ve öteki mekanlara açılmaktadır.
Kalenin üst kesiminde tapınak ve saray yapısı bulunmaktadır. Tapınağın tanrı Haldi adına yapılmış olduğu kitabesinden anlaşılmaktadır.
Kalenin yaklaşık 150 m. güneyinde aşağı şehrin temel kalıntıları mevcuttur. Yaklaşık 3 km2 lik bir alanı kaplayan şehir, Urartu sivil yerleşimini göstermesi açısından önemlidir.
Diğer Kaleler
Van ve çevresinde bunlardan başka küçüklü büyüklü bir çok kale daha bulunmaktadır. Bu kalelerden bir kısmı Urartu dönemine ait olup, diğerleri ortaçağ ve sonrasından kalmadır. Bunların başlıcaları
Aşağı ve Yukarı Zivistan kalesi
Beyüzümü kalesi
Çatak Kalesi
Hamurkesen (Zernek) Kalesi
Hişet Kalesi
Pizan (Ören Kale) kalesi
Kalecik
Zernaki Tepe Kalesi
Muradiye kalesi
Albak (Başkale) Kalesi
Deliçay Kalesi
Yoncatepe Kalesi
Müküs Kalesi
teşkil etmektedir.
Akdamar Adası
20 dakikalık zevkli bir motor yolculuğundan sonra adaya ulaşılmaktadır. Üzerinde badem ağaçları bulunan ada eşsiz bir güzelliğe sahip. Adaya yaklaştıkça sivri külahlı kilise kalıntısı dikkat çekiyor. Kilisenin rengi günün hangi saatinde gittiğinize bağlı olarak değişiyor. Kimi zaman sarıya, kimi zaman kırmızıya, kimi zaman da griye çalıyor. Kilisenin yapıldığı andezit taşının bir özelliği bu. Akdamar Adası Kilisesi 915-921 yılları arasında Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından yaptırılmış. Mimarı ise Keşiş Manuel. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde, batısındaki Jamatoun 1793 tarihinde, güneyindeki Çan Kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiş. Kuzeyindeki şapelin tarihi ise bilinmemekte. Haç planlı Kilise, mimarisi kadar dış cephesini saran bitki ve hayvan motifli kabartmalarla da dikkat çekici. Kabartmaları yapan ustalar İncil ve Tevrat’tan sahnelerle günlük olayları anlatmışlar.
Çarpanak Adası
Van’ın merkezine yakın Dibekdüzü Köyü burnunun açığındaki adaya Van İskelesi veya köyün iskelesinden ulaşılıyor. Adanın kuzey yönünde kurulmuş olan Ctouts Manastır Kilisesi St. Jean’a adanmış. Batısında Jamatoun ve kuzeydoğusundaki şapel, kompleksi tamamlıyor. Manastır topluluğunun tarihi IX. yüzyıla kadar uzanıyor. Manastır gezisinden sonra adanın güzel kumsallı plajında güneşlenmek ve göle girmek ise bu gezinin küçük bir ödülü oluyor.
Adır Adası ve Kilisesi
Van Merkeze bağlı Yaylıyaka Köyü yakınlarındaki Adır Adası’nın güney yönünde aynı adlı kilise görülüyor. Manastır 1305 yılında kurulmuş, daha sonra 1621 yılında St. Georges Kilisesi, 1766’da jamatoun ve şapel eklenmiş. Yakın sahilinden veya Van İskelesi’nden tekne kiralayarak ulaşılıyor.
Ulu Cami
Eski Van’da yer alan caminin, ne zaman yapıldığı bilinmemesine rağmen, Ahlat Selçukluları zamanında (XII.y.y.) yapıldığı sanılmaktadır. Cami, mihrap önü kubbeli olup, dikdörtgen bir planlamaya sahiptir. Görkemli taç kapısı ve alçı mihrabı ile zengin süslemelerinden bugün herhangi bir iz kalmamıştır. Günümüze kuzey cephesi ve kalın silindirik gövdeli minaresi ulaşabilmiştir. Yapı taş ve tuğla malzemeden inşa edilmiştir.
Kayaçelebi Cami
Eski Van’ın günümüzde kullanılan tek mimari eseri olan Cami, 17.y.y.’da yapılmıştır. Plan ve mimari bakımından Hüsrev Paşa Camii örnek alınarak yapılan Kayaçelebi Cami, kare planlı olup üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Kuzeyde beş gözlü son cemaat yeri ve kuzeybatıda dışa taşıntı yapan bir minare ile küçük bir avlu yapıyı tamamlamaktadır. Yapımında renkli taş kullanılmıştır.
Hüsrev Paşa Cami ve Külliyesi
Eski Van Şehri’nde yer alan külliyenin, çekirdeğini Hüsrev Paşa Camii oluşturmaktadır. Mimar Sinan’ın eseri olan Cami, 1567 tarihlidir. Yaklaşık kare planlı olan harim mekanının üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Kuzeybatıda minare yer alır. Kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. İç mekan, beden duvarları ile kubbe kasnağında yer alan çok sayıdaki pencere ile aydınlatılmıştır. 2.00 m. yüksekliğe kadar duvarları kaplayan çinilerin Rus işgali sırasında sökülerek Leningrad Müzesi’ne götürüldüğü söylenmektedir. Süslemelerin birçoğu günümüze ulaşamamıştır. Dışa taşıntılı mihrap kalker taşından yapılmıştır. Dış cephedeki renkli taş işçiliği dikkat çekicidir. Cami dışında külliye, medrese, imaret, sıbyan mektebi, han, hamam, türbe ve misafirhaneden meydana gelmektedir.
Kızıl Cami
Eski Van'ın doğusunda Tebrizkapı mahallesinde bulunmaktadır. Sinaniye Cami veya Tebriz kapısı Camisi olarak da adlandırılmaktadır. Bugünkü caminin minaresi Selçuklu döneminden, cami kısmı ise, Osmanlı devrinden kalmadır. Üzerinde kitabe bulunmadığından hangi tarihte yapıldığı belli değildir.
Selçuklu devrinden kalma minare kare kaide üzerinde silindirik gövdeli olarak yükselmektedir. Kaide kısmı kesme taş, gövde tuğladan gerçekleştirilmiştir. Gövde üzerinde geometrik geçmeli bir şerit dolanmaktadır. Bu şeridin alt ve üst kesimlerinde baçini olarak adlandırılan çini tabaklar yer almaktadır. Bu minarenin de üst kesimi yıkılmıştır.
Sonradan yapılan cami enine dikdörtgen planlı olup, orta bölüm kubbe yanlar beşik tonozlarla örtülmüştür. Camiden duvarların bir kısmı gelmiş ve üst örtü tamamen yıkılmıştır. Camiye kuzey cepheye açılmış bir kapıdan girilmektedir. Biri son cemaat yerinde, diğeri harimde olmak üzere iki mihrabı bulunmaktadır.
Minare ve cami farklı dönemlere işaret etmektedir. Yalnız minare, Selçuklu devrinden önemli bir kalıntıdır.
Süleyman Han Camii
Van kalesi'nin üst kesiminde, yukarı stadelin batısında yer almaktadır. E. Çelebi'ye dayanarak K. Sultan Süleyman tarafından 1534 tamir ettirildiğin kabul edilmektedir. Minaresi Osmanlı'nın yöreye hakimiyetini gösteren sembol bir yapıdır.
Cami, kare planlı olup, üzeri düz toprak dam örtülüdür. 1987-88 sezonunda Prof. Dr. Taner Tarhan tarafından kazılarak harimi ortaya çıkarılmıştır. Günümüze kıble duvarının bir bölümü ulaşmıştır. Caminin doğu cephesinde yer alan minare kare prizmal kaideli ve silindirik gövdelidir. Kaide ve gövdesi kesme taş malzemeden yapılmıştır. Minarede şerefe korkulukları ve üst kasemi yıklımış vaziyettedir. Minaresi Van Kalesi'nin slüetizi etkileyen önemli kalıntılardan birisidir.
Hamurkesen Camii
Gürpınar ilçesine bağlı, Hamurkesen Köyü’nün içerisinde, kalenin doğu tarafında yer almaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kibasesine göre, Seyyid Muhammed tarafından 1122 (1710) tarihinde yaptırılmıştır.
Kare planlı, tek kubbeli bir harimdan oluşmaktadır. Yıkılan kubbesi son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yeniden yaptırılmıştır. Düzgün kesme taş malzeme kullanılan yapıda sadece kuzey cephe taşkapıyla hareketlendirilmiştir. Içerisinde herhangi bir süslemeye yer verilmemiş olup, mihrap yarım daire planlı bir niş şeklindedir.
Horhor Camii
Eski Van'ın Horhor bahçelerine yakın bir yerinde yer almaktadır. Kitabesi ve vakfiyesi bulunmadığından hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Mimari özelliklerine bakarak XVIII. yüzyıla tarihlendirilmektedir.
Cami enine dikdörtgen planlı olup, güney ve doğu duvarları ile günümüze ulaşmıştır. Örtüsü de yıkık olan camide, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş taş mihrab önemlidir. Dışa taşıntılı mihrap, dikdörtgen taşıntılı mihrap dikdörtgen görünüşlü istiridye yivli kavsara ile sonlanan beş kenarlı niş şeklindedir. Mukarnaslı bir tepeliği bulunmaktadır. Üzerinde kök boyalarla yapılmış kalem işi süslemeler mevcuttur.
Abbasağa Camii
Eski Van'ın kuzeybatı tarafında, Horhor Camii ile Ulu Camii arasında yer almaktadır. Kitabesi bulunmadığından kim tarafından ve hangi tarihte yaptırıldığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak mimari durumuna bakarak XVIII-XIX. yüzyıllara tarihlendirilmektedir. Enine dikdörtgen planlı caminin duvarları sağlam olup, üst örtüsü yıkılmıştır. Duvarlar altta taş, üstte kerpiçle yapılmıştır. Harime kuzey cephenin ortasına açılmış bir kapıdan girilmektedir. Giriş ekseninde, kıble duvarının ortasına yerleştirilmiş yarım daire planlı bir niş şeklinde mihrap bulunmaktadır.
Hüsrev Paşa Cami ve Külliyesi
Eski Van Şehri’nde yer alan külliyenin, çekirdeğini Hüsrev Paşa Camii oluşturmaktadır. Mimar Sinan’ın eseri olan Cami, 1567 tarihlidir. Yaklaşık kare planlı olan harim mekanının üzeri tromp geçişli bir kubbe ile örtülüdür. Beş gözlü son cemaat yeri yıkılmıştır. Kuzeybatıda minare yer alır. Kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. İç mekan, beden duvarları ile kubbe kasnağında yer alan çok sayıdaki pencere ile aydınlatılmıştır. 2.00 m. yüksekliğe kadar duvarları kaplayan çinilerin Rus işgali sırasında sökülerek Leningrad Müzesi’ne götürüldüğü söylenmektedir. Süslemelerin birçoğu günümüze ulaşamamıştır. Dışa taşıntılı mihrap kalker taşından yapılmıştır. Dış cephedeki renkli taş işçiliği dikkat çekicidir. Cami dışında külliye, medrese, imaret, sıbyan mektebi, han, hamam, türbe ve misafirhaneden meydana gelmektedir.
Hoşap Hasan Bey Medresesi
Van'dan Hoşap'a girişte, yolun hemen kuzeyinde yer almaktadır. Inşa kitabesine göre, Mahmudi Hasan Bey tarafından 1563 yılında yaptırılmıştır. Avlulu, iki kanatlı medreseler grubundaki yapının güneyinde dışa beş kenarlı taşıntı yapan mescit kısmı yer almaktadır. Güneybatı köşesine türbe eklenmiştir. Asimetrik planlı medresenin batısında üç, doğusunda beş oda yer almaktadır. Bu odaların üzerleri beşik tonozla örtülü olup, dıştan düz toprak dam kaplıdır. Avludan birer kapıyla girilen odaların dışa açılan mazgal pencereleri mevcuttur. Cephelerinde düzgün kesme taş malzeme, iç kısımlarında ise, moloz taş malzeme görülmektedir. Süsleme unsuru bulunmamaktadır.
Hoşap Evliya Bey Medresesi
Hoşap'ın güney doğusundaki Gevirhan Mezarlığı'nda bulunmaktadır. Mahmudi Evliya Bey tarafından XVII. yüzyıl. 3 çeyreğinde yaptırılmıştır. Avlunun doğu ve batısında sıralanan medrese odaları, güneydeki sekizgen mescit ile bunun doğusundaki iki odadan meydana gelmiştir. Batıdaki üç oda dikdörtgen planlı ve beşik tonoz örtülüdür. Doğudaki üç odanın üst örtüleri yıkılmıştır. Tamamında moloz taş malzeme kullanılmış olup, süslemeye yer verilmemiştir.
Pizan Hüsrev Bey Medresesi
Başkale'nin Pizan (Örenkale) köyünde bulunan medrese, kitabesine göre Hüsrev Bey tarafından 1653 tarihinde yaptırılmıştır.
Kuzeydoğu - güneybatı istikametinde kareye yakın dikdörtgen planlı yapı; avlulu, iki katlı ve iki kanatlı medreseler grubuna girmektedir. Revaklı avlunun gerisinde güneydoğu tarafda dört, kuzeybatıda ise üç oda yer almaktadır. Alt ve üst katlarda oda sayısı aynıdır. Kuzeybatı kanadın alt katındaki büyükçe mekan mescid olarak düzenlenmiştir. Bunun güney tarafına verev biçimde mihrab nişi yerleştirilmiştir. Kuzeydoğu cepheye açılmış, sivri kemerli bir girinti içerisindeki kapıdan avluya girilmektedir. Kapı üzerinde kitabesi bulunmaktadır. Yapıda moloz taş malzeme görülmektedir. Herhangi bir süsleme mevcut değildir.
Mir Hasan Veli Medresesi
Bahçesaray'ın girişinde mezarlık içerisinde bulunan medrese Mir Hasan Veli tarafından XVI. yüzyıl. içerisinde yaptırılmıştır. Biri 1737, diğeri 1858 olmak üzere iki onarım kitabesi bulunmaktadır.
Yapının günümüze zemin kat kuzey hücreleri gelebilmiş, diğer kısımlar temel seviyesine kadar yıkılmıştır. Kareye yakın dikdörtgen bir alana oturan medreseye güney cephenin ortasına açılmış kapıda girilmektedir. Ortada bir giriş holü, bunun iki yanında büyükçe birer oda olduğu tahmin edilmektedir. Kuzeyde ise, dikdörtgen planlı, üzerleri beşik tonoz örtülü beş oda sıralanmaktadır. Bunlardan ortadaki üç tanesi sağlamdır. Kalan izlerden iki katlı olduğu anlaşılan yapı, moloz taş malzeme ile inşa edilmiştir.
Yedi Kilise
Erek Dağı'nın eteklerinde kurulmuş olan bu manastır, bugün Van Merkeze bağlı, Yukarı Bakraçlı köyünde yer almaktadır.
Tamamı Warak Wank Manastırı olarak adlandırılan yedi ayrı kilise ve yapıdan oluşan kompleks, değişik zamanlarda biri birine eklenmiştir. Manastırı teşkil eden yedi kilisenin en eskisi St Sophia kilisesidir. 8. yüzyılda inşa edilmiş olup, sadece apsisi mevcuttur. İkincisi bunun kuzey duvarına bitişik inşa edilmiş ve günümüzde yıkık olan St. john kilisedir. Bu ikisi yapıların birinci grubunu teşkil etmektedir.
Günümüze kadar ulaşan ikinci grup yapıların çekirdeğini 1003-1021 tarihleri arasında inşa edilen Kutsal Meryem Ana Kilisesi oluşturmaktadır. Dıştan doğu batı doğrultusunda dikdörtgen planlı yapı, içten dörtlü yonca planlı olarak yapılmıştır. Merkezi planlı kilisenin kubbesi yıkılmış vaziyettedir. Iç mekanı dört yöne açılmış, yarım daire planlı nişlerle köşelere yerleştirilmiş odalar oluşturmaktadır. Sonradan eklenen jamatonla kapatılmış olan batı cephenin ortasındaki bir portalle girilmektedir. Kapı dıştan içe doğru kademelenme yapan çeşitli silme ve burdürlerle çerçevelenmiştir. Çerçeve, sivri kemerli olarak kapıyı kuşatmaktadır. Burası zengin bir süsleme anlayışı ile tertip edilmiştir. Mukarnaslar, rumiler, haç mutifleri ve kaval silmeler bu hareketliliği arttırıcı unsurlardır.
Kilisenin batısına 1648 yılında eklenmiş olan jamaton kare planlı ve dokuz bölümlüdür. Sivri kemerlerle birbirinden ayrılmış bölümlerin her biri kubbeyle örtülmüştür. Bununla batı cephesinde yer alan portal dikkat çekicidir.
Sivri kemer formunda, mukarnaslı, kaval ve oluk silmelerle teşkil edilmiştir. Ortasında basık kemerli bir kapı açıklığı mevcuttur. Ayrıca jamaton içerisinde duvar ve payeler frensklerle süslenmiştir.
Kilise ve jamatonda düzgün kesme taş malzeme., portallerde mermer, örtüde tuğla, içerisindeki niş ve diğer mimari unsurlarda iki renkli taşlar kullanılmıştır.
Bu grubun bir diğer yapısı ise günümüzde yıkılmış bulunan St. Seal şapelidir. Kutsal Meryem Ana kilisesinin kuzey batısına bitişik olarak yapılmış ve kiliseden bir koridorla geçimekteydi.
Jamatonun kuzeyindeki Kutsal haç kilisesi, 1817'de eklenmiştir. Doğu batı doğrultusunda uzanan tek nefli bir yapıdır. Malzeme olarak kaba yonu taşlar kullanılmıştır.
Diğer bir yapı ise, jamatonun güney duvarına 1849 yılında eklenmiş olan St. Sion kilisesidir. Bu da dikdörtgen planlı ve tek bölümdür. Üzeri doğu batı doğrultusunda uzanan beşik tonozla örtülüdür. Duvarları iki sıra tuğla bir sıra taşla oluşan örgüyle gerçekleştirilmiştir.
Jamatonun batısına eklenen çan kulesinin alt kısmı üç gözlü revak şeklinde düzenlenmiştir. Bunun üzerindeki çan kulesi yıkılmıştır. Ortadaki iki sütunun başlıkları dikkat çekmektedir. Iki yandan duvarlarla kapatılmış üç gözün üzerleri beşik tonoz örtülüdür
Aktamar Kilisesi
Gevaş ilçesinin sınırları dahindeki Aktamar Adası'nda yer almaktadır. Adanının güney doğusuna kurulmuş olan kilise Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş Manuel'e yaptırılmıştır. Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde; batısındaki jamaton 1763 tarihinde; güneyindeki çan kulesi 18. yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir. Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir. Ilk yapıldığında saray kilisesi olan yapı, sonradan manastır kilisesine dönüştürülmüştür. Kilise, mimarisi yanında dış cephelerindeki figürlü taş plastiği ile dikkat çekmektedir. Plan bakımından merkezi kubbeli, dört yapraklı yonca biçimli haç plana sahiptir. Orta mekan yüksek kasnaklı, içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. Kubbenin yüksek tutulması kilisedeki dikey etkiyi açıkça ortaya koymaktadır. Kiliseye batı ve güneyden birer kapı vasıtasıyla girilmektedir. Kilisenin çevresi daha sonraki dönemlerde ilave edilen yapılarla kuşatılmıştır.
Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengindir. Bunun yanında Incil ve Tevrat'tan alınmış çaşitli sahneler bulunmaktadır. Yunus peygamberin denize atılması, Hz. Meryem ve kucağında Isa, Adem ile Havva'nın Cennet'ten kovulması, Hz. Davut ile Kral Goliat'ın mücadelesi, Samson Filistinli ikilisi, ateste üç Ibrani genci, Aslan ininde Daniel sahneleri bunların başlıcalarıdır. Batı cephede Kral Gagik'i kilise maketini sunarken gösteren bir sahne yer almaktadır. Dört yöndeki alınlıklarda İncil yazarları boydan tavsir edilmiştir. Bunlardan başka cephenin alt ve üst kesimlerinde, asma sarmaşığından oluşan kuşaklar dolanmaktadır. Bu kuşakların içlerinden çeşitli dünyevi sahneler işlenmiştir. Av sahneleri, çeşitli hayvanlar, güreşciler ve sarayla ilgili bir çok sahneye yer verilmiştir. Ayrıca doğu cephenin tam ortasında asma sarmaşığı bördürünün içerisinde Abbasi Halifesi Muktedir başı haleli, bağdaş kurmuş vaziyette bir elinde kadeh, diğer elinde üzüm tutar vaziyette tasvir edilmiştir.
Dini ve dünyevi sahnelerden başka, hayvan figürleri yönünden de bir çeşitlilik göze çapmaktadır. Aralarda serbest biçimde, asma sarmaşıkları içerisinde ve çatıların alt kesimlerinde bu zengin hayvan figürlerini görmek mümkündür.
Kilisenin içerisini de günümüzde büyük ölçüde bozulmuş olan freskler süslemektedir. Bu freskler de genel olarak Hz. Isa ile ilgili konular işlenmiştir.
Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilen yapıda, dış cepheleri süsleyen mimari plastik, kiliseyi etkin bir görünüm kazandırmaktadır. Abbasi yoluyla Orta Asya Türk sanatı etkilerini de üzerinde barındırması önemini attırmaktadır.
Çarpanak Kilisesi
Kilisenin bulunduğu ada, Van merkeze bağlı Dibekdüzü köyü mevkiindedir. Adanın kuzey tarafında kurulmuş olan Ktouts manastır kompleksi St. Jean'a atfedilen bir kilise ile batısındaki jamaton ve kuzydoğusundaki şapelden meydana gelmektedir. Manastır topluluğunun tarihi IX. yüzyıla kadar inmektedir. Daha sonra 1462 yenilenen kilise, 1703' teki depremde zarar görmesi üzerine 1712- 1720 tarihleri arasında tekrar onarım geçirmiştir. Kilise doğu batı duğrultusu dikdörtgen bir alana oturmaktadır. Ortadaki merkezi kubbe, batıdan iki serbest ayak ve doğudan absis duvarına dayanan dört yöndeki kemerlerle taşınmaktadır. Doğudaki absis beş köşeli olup, iki yanında hücreler bulunmaktadır. Batı taraftaki haç kolunu örten kubbe ise, kaburgalı olarak düzenlenmiştir. Merkezi kubbe dışa yüksek kasnaklı piramidal bir külah şeklinde yansımıştır. Batı ve kuzey cepheye açılmış iki kapı vasıtasıyla giriş sağlanmaktadır. Bunlardan batıdaki portal şeklinde bir düzenleme göstermektedir. Kesme taş malzeme kilisesin tamamında kullanılmıştır. Batı tarafına eklenen jamaton ise, kare planlı ve dokuz bölümlü olarak düzenlenmiştir. Bölümlerin üzeri aynalı çapraz tonozlarla örtülmüştür. Batı cephesindeki dışa taşıntılı girişin üzeri çan kulesi olarak tertip edilmiştir. Alttaki kapı mukarnas kavsaralarıdır. Bu kısımda da yer yer iki renkli düzgün kesme taş malzeme görülmektedir.
Diğer Kiliseler
Van ve ilçelerdinde bunlardan başka günümüze ulaşan bir çok kilise ve manastır yapısı mevcuttur.
Eski Van'da Çifte Kilise
Erciş'te Salmanağa Kilisesi
Yanal (Soradir) Kilisesi
Muradiye'de St. Etienne Kilisesi
Gevaş Kırmızı Kilise
St Tomas Manastırı ve Deveboynu Manastırı
Bahçesaray Aparank Manastırı
Dire Gele (St. Georges Kilisesi)
St. Jacgues Kilisesi ve Andzghousts Kilisesi
Çatak Elmalı Kilisesi ile Ziv Hişet ve Aşağı Hiris kiliseleri
Gürpınar St. Merinos Kilisesi
Albayrak St. Bartholomeusbunların başlıcalarıdır.
Halime Hatun Kümbeti
Gevaş ilçesindeki Selçuklu Mezarlığı'nın doğu tarafında bulunmaktadır. Giriş kapısı üzerindeki kitabesine göre Melik İzzeddin tarafından 1335 tarihinde, kızı Halime Hatun için yaptırılmıştır. Ustası Ahlatlı Pehlivan oğlu Esed'dir. İki katlı inşa edilmiş kümbetin cenazeliği kare planlı olup, doğudaki kapısına merdivenle inilmektedir. Köşeleri pahlanmış kare kaide üzerine onikigen gövdeli olarak yapılmıştır. Üstten piramidel bir külahla örtülmüş kümbet, düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir. Gövdenin kuzeyindeki cepheye taç kapı, diğer üç yöne pencereler açılmıştır. Aralardaki yüzeylere üçgen nişler hareketlendirmektedir. Tüm cephelerde şeritler halinde ve madolyonlar şeklinde bitkisel, geometrik ve yazılardan oluşan süslemelere yer verilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir.
Anonim (Zortul) Kümbet
Ercişin Zortul köyü yakınlarında tarlaların içerisinde yer almaktadır. Kitabesi olmadığından kim tarafından ve kimin adına yapıldığı belli değildir. XV. yüzyıl. başlarında Karakoyunlular'dan önemli bir şahsiyet için inşa edildiği tahmin edilmektedir. İki katlı kümbetin kare kaidesi ve bunun üzerinde onikigen gövdesi mevcuttur. Üzerini piramidal bir külah örtmektedir. Gövdenin kuzey tarafına kapı, diğer yönlere pencereler açılmıştır. Aralarda kalan yüzeyler üçgen nişlerle hareketlendirilmiştir. Kümbet üzerindeki figürlü bezemeleri ile dikkat çekmektedir. Çift başlı kartal, aslan ve kuş figürleri yer almaktadır. Bunlar yanında bitkisel benzemeler ve külahın altında yazı kuşağı dolanmaktadır.
Hüsrev Paşa Kümbeti
Eski Van'da Hüsrev Paşa külliyesi içerisinde yer almaktadır. Camii doğu cephesinin güney tarafında bulunmaktadır. Hüsrev Paşa'nın 1588'de ölümü üzerine Mardinli Mimar Abdullah oğlu Şaban'a yaptırılmıştır. 1992 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılmıştır. Tek katlı olarak düzenlenmiş kümbet, içten ve dıştan altıgen planlıdır. Üzeri piramidal bir külahla örtülüdür. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş kümbetin üç dilimli kemer alınlıklı kapı ve pencereleri cepheleri hareketlendirilmektedir. Kuzeydoğu yüzeyinin önünde bulunan iki sütunlu kubbeli, giriş kısmı yıkılmıştır. Yüzeylerinde çeşitli bitkisel ve geometrik süslemeler bulunmaktadır.
Diğer Kümbetler
Hoşap Hasan Bey Türbesi Hasan Bey medresesinin güneybatı köşesine 1585 yılında, medresenin bir odası kaldırılmak suretiyle, mescit kısmına bitişik olarak inşa edilmiştir. Hasan Bey'in Tebriz'de şehid düşmesi üzerine naaşı Hoşap'a getirilerek bu türbeye gömülmüştür. Medresenin avlusuna açılan bir kapı ile girilen türbe, tek katlı kare planlı ve üzeri kubbe ile örtülüdür. Günümüzde üst örtü tamamen yıkılmıştır. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş türbenin güney ve batı cephelerine açılmış pencere kenarlarında geometrik süslemeler bulunmaktadır.
Hoşap Süleyman Bey Kümbeti Hoşap'da Gevirhan Mezarlığı'nın güneydoğusunda bulunmaktadır. Kaleyi yaptıran Süleyman Bey için XVII. yüzyıl. ortalarında yaptırıldığı tahmin edilmektedir. Eğimli bir arazide kurulmuş yapı, kuzeyden kare bir kaide ile yükseltilmiştir. Tek katlı, dıştan sekizgen, içten daire planlı kümbet, düzgün kesme taş malzeme ile inşa edilmiştir. Üst örtüyü teşkil eden dıştaki külahın tamamı, içteki kubbenin ise, yarısına yakın kısmı yıkılmıştır. Kuzey cephedeki kapı, dıştan mukarnaslı içten geometrik geçmeli bir çerçeve içerisine alınmıştır. Sivri kemer alınlıklı bir düzenleme göstermektedir. Diğer üç yöne farklı formlarda pencereler açılmıştır. Onarıma ihtiyacı vardır.
Kübik Köyü Kümbetleri Çaldıran Ilçesine bağlı Kubik köyünün 3 km uzağında mezarlık içerisinde bulunmaktadır. Kitabesi bulunmayan yapıların XVII. yüzyıl. ortalarında inşa edildikleri tahmin edilmektedir. Kuzey ve güneyde birbirine yakın yapılmış tek katlı, iki kümbetten kuzeydeki sekizgen, güneydeki dokuzgen gövdelidir. Dış kaplamaları sökülmüş kümbetler, oldukça harap vaziyettedir.
Pizan (Örenkale) Türbeleri Pizanın kuzey yamacında yanyana iki türbeden oluşmaktadır. Aşağı Türbe ve Yukarı Türbe olarak adlandırılmaktadırlar. XVII. yüzyıl. ortalarında inşa edilmiş olan türbeler, tek katlı kare planlı, üzerleri kubbe ile örtülüdür. Her iki türbe, düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş olup, içlerinde kime ait oldukları mezartaşlarıyla belirlenmiş olan mezarlar bulunmaktadır. Özellikle Aşağı türbede Pizan Beyleri'ne ait mezarlar bulunmaktadır.
İkiz Kümbetler Eski Van sur duvarları dışında Kaya Çelebi Camisi'nin güneybatısında Orta Kapı Mezarlığı'nın içerisinde yer almaktadır. Kümbetlerden biri 1789 yılında ölen Van Beylerbeyi Teymur Paşa'ya, diğeri 1796 yılında ölen kardeşi Ahmet Paşa'ya aittir. Her ikisi de sekiz sütunla oluşturulmuş, baldeken tarzda inşa edilmiştir. Sekizgen bir kaideye oturan sütunlar sivri kemerlerle birbirine bağlanmıştır. Üzerleri sivri kemerlere oturan piramidal birer külahla örtülmüştür. Yapıların zeminleri taş döşeli olup, sanduka yoktur. 1992 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarımları yapılmıştır.
Abdurrahman Baba Kümbeti Van Kalesi'nin kuzeydoğusunda, Analı Kız açık hava tapınağının altında yer almaktadır. Caminin kuzeybatı köşesindeki kümbetin XIX. yüzyıl. ilk yarısında yapıldığı tahmin edilmektedir. Tek katlı, sekizgen gövdeli piramidal külahlıdır. Düzgün kesme taş malzemeyle inşa edilmiş yapı, son yıllarda cami ile birlikte yenilenmiştir. Manevi şahsına hürmeten Van'ın önemli ziyaret yerlerinden birini teşkil etmektedir.
Galip Paşa Kümbeti Abdurrahman Gazi Kümbeti'nin hemen yanında yer almaktadır. XIX. yüzyıl.'da yapıldığı tahmin edilen yapı, Galip Paşa adına yapılmıştır. Diğerine göre daha küçük tutulmuş, tek katlı sekizgen gövdeli ve piramidal külahlıdır. Düzgün kesmetaş malzemeyle inşa edilmiş olup sadedir.